Kitaphaber.net Eleştirdi
Gurbet, şarkı ve türkülerimizde olduğu kadar, belki de daha fazlasıyla şiirimize konu olmuştur. Türklerin dilinde "gurbet elde bir hal gelir başı"mıza. Şiirler, nasıl "bir hal" olduğunu açıklar. Derken, sılaya ulaşamama endişesi sarar yüreğimizi. Ayrılık zor gelmeye başlar. Gurbette ölmek bir korku, bir kabus gibi çöker üzerimize. Bu kez Karacaoğlan'ın diliyle, bizi anadan ve yardan ayıranın dağlar olduğunu vehmeder, çare olarak dağlara seslenir; "yol ver dağlar ben sılama gideyim" deri. Ya da Sümmani gibi;
"Kağıdım yok yazam yare gönderem
Yanık arzulahim kime bildirem
Hançer alıp kendi kendim öldürem
Kaadir mevlam nasip eyle sılayı"
diyerek, fakirliğimizi, acımızı, hüznümüzü ve dahi çaresizliğimizi arzeder, niyaza dururuz.
Bir taraftan da gurbetin kaçınılmaz gerçeğimiz olduğunu, buna karşın, dağları aşmanın eskisi gibi artık zor olmadığını anlarız. Ahmet Telli'nin de dediği gibi:
"Çünkü varolduğu her yerde insanın
gurbet mutlaka olacaktır
sevda ile hasret varsa eğer
zulüm varsa mapusluk varsa
ayrılık yakıyorsa içimizi
gurbet mutlaka olacaktır"
Evet, "gurbet mutlaka olacaktır". Bir taraftan bu "gurbeti gönlüm(üz)de duya duya" yaşayacağız; diğer taraftan "gurbet"leri sıla yapmaya çalışacağız. Ayrıca en büyük gurbet'in dünya gurbeti olduğunu da unutmayacağız.
» Devamını okumak için tıklayın
Bu kitap hakkında yorum yazmak için lütfen TIKLAYINIZ...
Yorumlarlar, editör tarafından onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır.