|
Bu yayınevine ait ürünler sadece stoklu olarak satışa sunulmaktadır.
Gerçeklere, seçimlere, inançlara ve yaşama uğraşının kendisine dair bir yol haritası: Bu Su. 2008 yılında hayatı boyunca mücadele ettiği depresyona yenik düşen büyük yazar David Foster Wallace, Bu Suda algının tuzaklarını, insanın kendi kendini hapsettiği kafesleri, gözlerimizin önünde uzanmalarına rağmen kavramakta zorlandığımız gerçekleri yalın ve duru bir dille anlatıyor.
Dâhice Wallaceın yeteneğinin sonsuz, hayal gücünün sınırsız olduğu kuşku götürmez Yenilikçi, hassas ve zeki bir yazar. San Francisco Chronicle
Wallace, kuşağının en büyük yeteneklerinden biri. The New York Times
Wallace, büyüleyici bir öykü anlatıcısı. New York Observer
Wallace, çağımızın en hırslı ve yetenekli yazarlarından. Salon
David Foster Wallace, 2008 yılında ömrü boyunca direndiği depresyona yenilmiş ve Kaliforniya`daki evinde kendini asarak hayata veda etmiştir
Kitaphaber.net Eleştirdi
Yazan: Merve Fergökçe
Yazı Kaynağı: Sabitfikir.com
Bir klişe olarak "ölümden önceki -kaliteli- hayat"
İki genç balık birlikte yüzüyorlarmış. Yanlarından geçen yaşlı bir balık başıyla onlara selam verip, "Günaydın çocuklar. Su nasıl! " diye sormuş. Biraz daha yüzdükten sonra genç balıklardan biri diğerine dönmüş ve sormadan duramamış: "Su da neyin nesi! "
Son zamanlarda sıklıkla duymaya başladık: Ölümden önce hayat var mı!
Ailemizle ya da bizim için önemliler listemizin en başında yer alan yakın çevremiz ile geçirdiğimiz "kaliteli zaman" fenomeni. Hatta yakın çevremiz bile değil; kendimizle geçirebildiğimiz ve fayda sağlayabildiğimiz değerli, kaliteli, vizyonumuzu oluşturan fikir tarlamızda geçirdiğimiz zaman.
Kimimiz hayatlarımızı kurulu bir saatin gölgesinde geçiriyoruz. Aynı insanlarla aynı sohbetlerle günü kurtarıyoruz çoğu zaman. Hatta birbiriyle sohbet edebilenler şanslı; pek çoğumuz değerli vaktimizi havadan "sudan" konuşmaya harcayamayacak kadar hızlı bir hayat yaşıyoruz. İçinde yürüdüğümüz, koştuğumuz, nefes aldığımız ve hem bedenen hem de ruhen beslendiğimiz bu "şeyi" merak etmeden, durup bir göz atmadan, çoğunlukla görev bilincinin kazandırdığı motor reflekslerle hareket edip duruyoruz.
» Devamını okumak için tıklayın
Kitaphaber.net Eleştirdi
Yazı Kaynağı: Radikal Kitap Eki
12 Eylül 2008'deki intiharından çok kısa bir süre önce tanıştım David Foster Wallace'ın kitaplarıyla. Türkçede ilk yayımlanan Bu Su oldu. İnsana iyi gelen bu kitap, şu günlerde içinde bulunduğumuz ruh haline o kadar denk düşüyor ki... Açıklayayım: David Foster Wallace'ın 2005 yılında Kenyon College mezunlarına yaptığı lirik konuşmanın metni olan Bu Su, üç balığın öyküsüyle açılıyor. Birlikte yüzen iki balığın yanından geçen yaşlı balık, "Su nasıl! " diye soruyor. "Biraz daha yüzdükten sonra genç balıklardan biri diğerine dönmüş ve sormadan duramamış: 'Su da neyin nesi! '"
Hayat iki şekilde yaşanır: Farkına vararak ve varmayarak. Her gün geçtiğiniz sokaktaki ayakkabı tamircisini aylar, yıllar sonra fark ediyorsanız; bir sabah olsun, otobüs durağına yan sokaktan gitmeyi aklınızdan geçirmiyorsanız ve hele İstanbul gibi bir şehirde yaşayıp da ara sıra yeni sokaklar keşfetmiyorsanız, hayatınızı yaşayan siz değilsiniz demektir.
» Devamını okumak için tıklayın
Kitaphaber.net Eleştirdi
Yazan: EMRE AYVAZ
Yazı Kaynağı: Zaman Kitap Eki
David Foster Wallace, 12 Eylül 2008 akşamı Claremont'taki evinin verandasında kendini astı.
Ben o sırada Kırklareli'ndeki bir sınır karakolunda askerliğimi yapıyordum. Nadiren lütfedilen çarşı izinlerinden birinde, yarısı Counter Strike oynayan yarısı da kamerayla sohbet eden kulaklıklı bir yeniyetme kalabalığının doldurduğu bir internet cafe'de okudum intihar haberini.
Wallace'ın da çok sevdiği Philip Larkin, bir şiirinde "Hayat önce can sıkıntısı sonra korku/ Geçiyor kullansak da kullanmasak da" der. Yüceltilmiş, felsefi can sıkıntısı değil; bildiğiniz, sıradan can sıkıntısı. Küçük çapta bir "sürgün" olan askerliğin insanı daha önce hiç olmadığı kadar yüz yüze getirdiği, Counter Strike oynayarak belki bir süreliğine def edebileceğiniz, ama aslında "hayatın" merkezinde bulunan, her şeyin etrafında kurulduğu, temel duygu. Bu katlanılmaz merkezden oyalanmalar icat ederek uzak durmaya "normallik", çeşitli sebeplerle oyalanmayı başaramayarak merkezin yakınına düşmeye ise "patoloji" deniyor. Askerliğimi yaptığım karakolun iki kilometre ötesindeki gözetleme kulesinde, Bulgaristan sınırındaki ormanlık devriye güzergâhında verdiğimiz molalarda ve akşam üzerinden sabah içtimasına kadar televizyonun 'en büyük oyalanma' açık olduğu gazinoda okuduğum İğrenç Adamlarla Kısa Mülakatlar'daki "adamlar"ın hepsi, Wallace'ın en korktuğu patolojiden, "solipsizm"den muzdaripti. Solipsizm, yani kendi kendinden, kendi dünyasından, kendi dilinden ibaret olmak; kendi zihnine ve gerçekliğine, kapısız penceresiz bir odadaymış gibi hapsolmak.
» Devamını okumak için tıklayın
Gösterim: 226 | 142 Sayfa | ISBN: 9786055903176 | Basım Yılı: 2009 | Stok No: 124597 Stok Miktarı: 0 | Büyük Resim
David Foster Wallace ismine kayıtlı başka bir eser bulunamadı.
Siren Yayınları yayıncı ismine kayıtlı en yeni 6 eser.
Edebiyat - Diğer kategorisine kayıtlı en yeni 10 eser.
| »» Mehmet Akif, Mehmet Emin Erişirgil |
| »» Karanfil Secdesi, Ahmet Mahir Pekşen |
| »» Hiç, Sadık Yalsızuçanlar |
| »» Arifler Ve Olağanüstü Hadiselerin Sırları, İbn Sina |
| »» Kluge, Gary Marcus |
| »» Atasözleri Ve Deyimler, Rafet Şimşek |
| »» Pupa Yelken, Sadun Boro |
| »» Sessizce, İlker Öztürk |
| »» Kent İmgesi, Kevin Lynch |
| »» 12 Eylül Sabahı, Kollektif |
|
Bu kitap hakkında yorum yazmak için lütfen TIKLAYINIZ...
Yorumlarlar, editör tarafından onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır.