kitap 72 sayfadan oluşuyor 3 ana başlık altında toplanmış ve 40 şiir içermektedir. Şairin 5. kitabı olarak raflardaki yerini aldı.
1.su seviyesi:
" suya inerdim, sevinsin diye kuşlar
Ekmeksiz olmazdı yeminler dahş
Ey yoksulluk, ey evimizin direği..
" yorgun bir kırmızı, evimin üzerinde;
Taşlar kadar diriyim, insanlar kadar ölü
Saklayıp da bulamadığım gömü..."
2.hayat şartları
" benim açlığım nefsi müdafaa
Böyle mi demişti Afrikalı o çocuk
Ne ilgisi var çocuğun kapıcıyla
Var işte..."
3.düzenli birlikler
"emtia!
Kime sorsanız gösterir onu
İyi olsun kötü olsun durumu
Onu kendime ayırdım, alma"
Kırklar meclisinde 40 deyiş diye içtiğimiz kelimeleri "tenekeci' nin dediği gibi " yaşıyor içimizde, dilekçe gibi, ondan dinleyelim gerisini" yazandan dinliyoruz. Her başlık altında topladığı şiirler bölüm başlığının açılmış hali gibi. Kitaba ismini veren şiir ise " ağır misafir" gönlümüze kurulup uzun süre kalacak gibi duruyor.
Yazanına teşekkür ederiz.
Yazı Hazırlık: Kitaphaber.netYazan ve Söyleşen: Yasin Onat
Yazı Kaynağı: DünyaBizim.com
"Ağır Misafir" İbrahim Tenekeci'nin beşinci şiir kitabı. Kitap, güzel ve sevindirici bir haber gibi okuyucularıyla buluştu. Profil Yayınlarından çıkan kitabın kapak çalışmasını Sabahattin Kanaş yapmış. Kapaktaki Kelebek fotoğrafının, kitabın ağırlığıyla
Misafir, bazılarımızın belki de evine hiç uğramadığı ve kimimizin de evinden hiç eksik olmadığı, tanışıklık bakımından yakın ya da uzak insanlardır. Sadece insanlar misafir olmazlar aslında; duygu, his, ölüm ve hayat da kimi zaman misafir olurlar hanemize sırayla. Bu misafirler kimi zaman kısa süreliğine ve kimi zaman da uzun bir süre kalırlar taşıdıkları haber, anlam ve sıfatlarına göre.
"Ağır Misafir" İbrahim Tenekeci"nin beşinci şiir kitabı. Kitap, güzel ve sevindirici bir haber gibi okuyucularıyla buluştu. Profil Yayınlarından çıkan kitabın kapak çalışmasını Sabahattin Kanaş yapmış. Kapaktaki Kelebek fotoğrafının, kitabın ağırlığıyla ve içeriğiyle doğru orantılı olduğunu görmek çok da zor değil. Kelebek hayatın kısalığını ve hafifliğini temsil ediyor olsa da insanın ağır bir yükün altında olduğunu betimlemesi açısından anlamlı.
Şairin, "Giderken Söylenmiştir" isimli kitabın basımından sonra dört yıldır şiir kitabı yayınlamamasını biriktirdiklerinin ve yaşadıklarının bir muhasebesi olarak görmek mümkün. Mısralarında kendini çokça hesaba çekebilen, kendisine sorular yöneltip tüm içtenliğiyle cevaplayabilen bir şair Tenekeci.
Kitabın ilk şiir olan Su Seviyesi şiirinde:
"Yirmi yıl sonra dönüp bakınca
Terk etmiş gibiyim sanki kendimi
Perdeler çekilmiş, dağılmış bahçe
Dökülmüş güzelliğin dişleri." diyerek günümüzde olup bitenler adına ve geçmişin birikimiyle bir tanımlama yapıyor olması gözden kaçmıyor. Sadece olup bitenlerle, geçip gidenlerle değil halen olmakta olan, süreklilik arz eden konuları eksikleri ve fazlalıklarıyla şiire dahil ediyor.
Dönüş Hazırlığı başlıklı şiirinde, insanın durup düşünmesi gereken ne çok önemli hususunun olduğunu ve bunları modern olarak nitelendirilen bir çağda alelade geçiştiriyor olmasını gündemine alan şair ilerleyen mısralarında bunun sebeplerini de dert ediniyor kendine:
"Ağır misafir gibiydik gençken
Dünyaya bakınca dalgalandı içimiz
Şimdi böyle değil; suratsız günler
Ne olacak halimiz! "
İbrahim Tenekeci, bu kitabında bana kalırsa okuyucu için gizli bir otobiyografiyi de saklı tutuyor şiirlerinin satır aralarında. Aslında hiçbir şiirinde saklamıyor kendini ama bu kitabında daha farklı kuruyor cümlelerini. Ne de olsa yeryüzünde her insan anlaşılmak istiyor başka biri yada birileri tarafından.
Yüksek Katılım isimli şiirinde dünyadaki misafirliğin, konukların ve ev sahibinin nasıl bir zaman döngüsü içinde yaşandığının örneklerini veriyor bizlere:
"Bir dert seç bana, üzüleyim
Doldurayım vakti, boşlukla.
Ahmet oğlu İbrahim, İbrahim oğlu Mehmet
Her ikiniz de dört kızdan sonra,
Demek buradayız, bitmedi daha..."
Yakın Dövüş şiirinde ise bu zaman döngüsünde geçmiş ile şimdiki zamanın hallerini eleştirel bir yönle mısralarına dahil ettiğini görüyoruz.
Son olarak kitapta yer alan her şiirin birbirine olan bağını ve tematik bir şekilde bir mısranın başka bir mısra ile aynı çizgi üzerinde gitmesini, kitabın arka kapağında da yer alan Kayıp Zaman İşareti başlıklı şiirin kadim olana bir özlem, şefkat dolu bir hissiyat ve geri gelmesi mümkün olmayana ithaf olduğunu ve kitaptaki diğer şiirlerin de bu minval üzere olduğunu görmek, okuyucunun dikkatinden kaçmasa gerek...
Hüseyin Akın ve Adem Özbay"a son kitabıyla İbrahim Tenekeci şiirini nasıl bulduklarını sorduk.
HÜSEYİN AKIN
İbrahim"in kitabı ağır bir misafir gibi geldi. Uzunca bir yoldan gelmiş gibi. Mesafeleri ardına katmış gibi geldi. İyi de kim bu ağır misafir diye soracak olursanız, hemen söyleyeyim. Gelenin kim sorusu herkesin beklentisine göre değişiyor. Kapıya yakın kulağı olanlar bunu seçmekte zorlanmayacaktır eminim. İster şiir deyin siz buna isterse ölüm. Hem ikisinin de ayak pıtırtısı aynı ritme tempo tutmuyor mu!
Dünyanın bütün kapıları herkese aynı derecede açık değil. Kimi gövdesiyle, kimi bir ayağı ya da bir eliyle dünyaya kapak atabilmiş. Gövdesini dışarıda bırakıp sadece kalbiyle dünyadaki yerini (yersizliğini) alanlar olduğu gibi, kalbini dışarıda bırakıp yalnızca gövdesiyle dünyaya çöreklenenler de var. Hayattan kendimizi geri çekip bakınca kapıdan içeri girenin aynadaki aksimiz olduğunu fark ediyoruz aynı zamanda. Yeryüzünün en ağır misafiri insan, dağların ve taşların kabul etmediği emaneti çelimsiz vücuduyla omuzlamış tam karşımızda duruyor. İbrahim Tenekeci tam da bu tarafından yakalıyor insanı, son yazdığı şiirlerinde. Bir kelebek ömrü kadar kısa olan hayatına uzun hikâyeler ve karmaşık hesaplar sığdıran insanın hüzünlü yolculuğundan kesitler aktarıyor bize.
Sizce yeni bir mecra ve yenilenme var mı İbrahim Tenekeci şiirinde!
Dert aynı dert ama nalişler (inleyişler) farklı diyebilirim. Şöyle anlatayım. İlk kitaptan (Üç Köpük) beri hiç eksilmeyen bir taraf var Tenekeci"nin şiirlerinde: Mahcubiyet ve hüzün. Son dönem şiirinde çokça rastlanan ve ne yazık ki biraz da ayağa düşürülen hüzün ve aşk gibi kelimeler onun şiirinde- kendi ifadesiye 'ayak değmemiş yerlerde yaşıyor.
Ağır Misafir"le bir kez daha gördük ki söyleyiş sadeliği sözün samimiyetiyle birlikte doğup gelişen bir şeymiş. Bunca karmaşa ve kargaşaya, kaotik zamana karşın yeni moda akımlardan etkilenmeden bir bardak su gibi dupduru kalabilmek hüner olmanın çok ötesinde fıtratı muhafazaya ilgili bir durum olsa gerek. Fıtratı korumanın yolu da insanın kendi içinde kaybolup boğulmaması için bir an önce kendini dışarı atmasıdır.
Tenekeci hayat karşısında mütevekkil, dünyanın türlü acılarına mütebessim, hatta ironik ve şakacı eda ile yaklaşan bir şair. Şiiri de kendisine benziyor. Mümkün mertebe kelimelerden tasarruf ederek yalın, sade ve duru sehli mümteni üzere bir şiir yazıyor tenekeci. Ben İbrahim ve şiirini böyle tanıyorum. Bu yüzden tanımayı tanımlamaya tercih ederim.
ADEM ÖZBAY
İbrahim'in Ağır Misafir dediğine bakmayın. Hayata misafir olan insanın ayağını koyacak sağlam bir yer bulma telaşıyla başını sağa sola çevirirken dudağından dökülen hayret nidalarıdır onun şiirleri. Ağır Misafir'de de "yalnızlık hiç konamayan kuş" diyen şair gibi hayata ve insanın naif yanlarına konma denemelerinde bulunuyor. Misafir ağır da olsa hafif de olsa neticede bulduğuyla yetineceği için maalesef İbrahim'de bizim okur olarak şiirine vereceğimiz seslerle, kelimelerini sabitleme eyleminde muvaffak olacaktır. Netice olarak ağır misafir kendi lisan-ı halince biz ev sahiplerine der ki "dünya bir gündür, o da bugün."
23 Ocak 2009
Yazı Hazırlık: Kitaphaber.netSöyleşi: Hatice SAKA
Yazı Kaynağı: Yeni Şafak
Tenekeci'nin, yetimlerin, yoksulların, işçilerin sesi olduğu, Türkiye'nin gerçeklerine ayna tutarken şair olmanın acısını da yansıttığı 'Ağır Misafir'i, her harfin hakkı verilerek yazılmış bir kitap.
Şair İbrahim Tenekeci'nin yeni şiir kitabı Ağır Misafir Profil Yayınları arasından çıktı. Daha önce Üç Köpük, Peltek Vaiz, Güzellik Uykusu, Giderken Söylenmiştir adlı şiir kitaplarına imza atan şair, Ağır Misafir'de de kaybedenlerin, kimsesizlerin sesi olmaya devam ediyor. Yetimler, fakirler, işçiler, gençler, nineler ve dedeleri mısralarına taşıyan Tenekeci, köyden kente şehirden köye gidiş gelişlerin acısını ve umudunu anlatıyor. 'Artık şiir dizelerle değil, kelimelerle, hatta harflerle yazılıyor' diyen şair, modern şiirde, kullanılan her kelimenin, harfin hesabının verebilmelisi gerektiğine dikkat çekiyor.
Su Seviyesi, Hayat Şartları ve Düzenli Birlikler kitabı oluşturan üç bölümün adları... Ama şiirlerin hepsi birbirinin devamı gibi... Ne dersiniz'
Beş yıllık bir çalışmanın sonucu olan Ağır Misafir, kırk şiirden oluşuyor. Ve bu kırk şiiri, insan hayatı gibi üçe böldüm. İnsan hayatındaki üç devre nasıl birbirinin devamı ise, kitaptaki şiirler de öyle...
Her şiir kitabımı bir konu etrafında örüyorum. Bütünlüğün bir nedeni de bu olabilir. Ağır Misafir'de, malumunuz olmak üzere, insanı ve çevresini anlattım.
Birinci bölümde daha çok benden yola çıkan şiirler var. İkinci bölümde kız ve erkek çocukları, yetimler, gençler, nineler ve dedeler, fakirler, işçiler var. Üçüncü bölümde ise iki şey birden: Birincisi, şehirle köy arasına bir sarkaç kurdum. Biri ya da birileri, köyden şehre, şehirden köye gidip geliyor. İkincisi de, şehirdeki ve köydeki hayatı anlatmaya çalıştım. Şehir hayatına "düz koşu", köy hayatına "kır koşusu" diyerek; "Emtia" başlıklı şiiri şehrin hanesine, "Bereket" şiiri ise köyün hanesine yazarak, biraz durum tespiti yaptım.
Netice itibariyle, Ağır Misafir'de bir insan, o insanın çevresindeki diğer insanlar ve insanların yaşadığı yerler var. Fakat hep birlikte yalnızlık çekerek varlar.
Bir şiirinizde de "Daima üzülürsün şairsen" diyorsunuz; sizi üzüyor mu şair olmak'
Octavio Paz, şiir için "lanetli lokma" der. Uçuş Denemeleri isimli kitabımda ise şiirle ilgili şunu söylüyorum: "Şiir düzenimi bozdu benim / Diyecektim, demedim."
Bir şair, şiiri reklâm ajansı olarak görmüyorsa eğer, şiir yazarak iki şey birden yapmış olur: Hem derdini, meselesini; hem de iddiasını ortaya koyar. Bu ise, kolay bir şey değildir. İnsanın canını yakar, sıkar vs.
Bir kelimenin başına gelebilecek en kötü şey, o kelimenin şiirde eskimesidir. Gül gibi, bülbül gibi, sevda gibi... Kendimce bu tür kelimelere yeni anlamlar kazandırmaya çalıştım. Yine, adı şairlerle anılan bazı kelimeler vardır. "Gümrah" deyince İsmet Özel, "çile" deyince Necip Fazıl akla ge-lir. O kelimeleri kullanmamaya, kullansam bile onlardan daha iyi kullanmaya gayret ettim. Bir de bazı kelimeler başlı başına şiirdi. Mesela "gelincik" kelimesi... Bu kelimeyi kullanırken, mevcut şiirselliğinin altında kalmamaya çalıştım.
Artık şiir dizelerle değil, kelimelerle, hatta harflerle yazılıyor. Modern şiirde, kullandığın her kelimenin, harfin hesabını verebilmelisin. Söz de, bir otomobil ya da bilgisayar gibi sürekli kendini yeniliyor. Sözün de daima bir üst modeli çıkıyor. Elli sene önce, ayakta kalmak için vasat olmak yeterliydi. İş şimdi, bir lastik reklâmındaki şu iddiaya döndü: "İyi olmak yetmez! "
İşte, bunlar ve bunlara benzer onlarca şey, şiiri bir anlamda "lanetli lokma"ya dönüştürüyor. Buna karşılık, çok şükür ki, Türkiye'de güzelliğin ölçüsü hâlâ şiirdir.
İbrahim Tenekeci büyük şiiri aramaya daha ne kadar devam edecek'
İlk şiirim tam yirmi sene önce, yerel bir gazetede yayımlandı. O günden beri "büyük şiiri" arıyorum. Aramakla bulunmuyor, fakat bulanlar da arayanlar...
Şiirlerimi Mustafa Kutlu hocama ilk getirdiğim zaman, yanılmıyorsam 1992'nin sonlarıydı, "bu işler nasip meselesidir" demişti. Bu sözü hiç unutmadım. Şiirden nasibim ne kadarsa, o kadar alacağım. Planlar, projeler karşısında, hep şunu söylüyorum: "Ya bu gece ölürsem'"
Anlat dedim ağaca
İbrahim Tenekeci, Adem'in şaşkınlığını taşıdığını ve bunu gizlemek için şiir yazdığını söylüyor: "Şaşkınlığımı gizleyecek bir şey/ Bulamadım şiirden başka/ Rabbim ne der" derken; biraz da 'vadilerde şaşkın şaşkın dolaşanlara' gönderme yaptım. Evet, benimkisi Hz. Adem'den ve hayret makamından doğan bir şaşkınlık... Şaşırmışım ben! Güzel bir ağaç görünce şunu yapabiliyorum: "Anlat dedim ağaca, gölgesine uzanıp! "
Muhtevasını, daha önce muhtelif dergi ve mekânlarda okuduğumuz şiirlerin oluşturduğu Ağır Misafir, sancılı bir geçmişin, huzursuz manevraların, söz ile büyük kavgaların tezahürü ile doğmuş, üzülen şair'in sevindiren mısraları olarak derûnlardaki yerini almıştır...
Tenekeci'nin nevi şahsına münhasır, dolaylı akrostişleri, muhteşem teşbihleri, sıradışı sadeliği ve hafifliği yine bu kitaptada kendini gösteriyor.
Mehlika Toyga
Yazı Hazırlık: Kitaphaber.netGösterim: 854 | 72 Sayfa | ISBN: 9789759961749 | Basım Yılı: 2009 | Stok No: 85632 Stok Miktarı: 0 | Büyük Resim
İbrahim Tenekeci ismine kayıtlı en yeni 6 eser.
Profil Yayıncılık yayıncı ismine kayıtlı en yeni 6 eser.
Bu kitap hakkında yorum yazmak için lütfen TIKLAYINIZ...
Yorumlarlar, editör tarafından onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır.