SADECE BAŞÖRTÜSÜ YASAKLARI İÇİN DEĞİL, KADINLARIN TÜM ACILARI NAMINA…
Türkiye ikna odası gibi bir olay yaşadı. Üniversiteyi kazanmış yüzlerce genç kız ikna odalarında kendi varoluş hakikatleri ve gelecek kaygıları arasında bir seçim yapmaya zorlandı. Problem halen can yakıcı haliyle sürerken bunu konuşabilmek için insani bir dil üretmek gerekiyor. Süreci bizzat gözleyen Yıldız Ramazanoğlu bu odadan geçip hayatları binbir parçaya bölünen üç arkadaşın öyküsünü çok katmanlı bir okumayla anlatıyor.
Nermin, Seher ve Nuray… Üniversite kayıt kuyruklarından ikna odalarına alınan, kendi varoluş hakikatleri ile gelecek kaygıları arasında bir seçim yapmaya zorlanan yüzlerce genç kızdan üçü… Yıldız Ramazanoğlu hayatları binbir parçaya bölünen üç arkadaşın öyküsünü incelikli bir bakışla sunuyor. Bir sosyal meseleyi edebiyatın konusu yapmayı, sadece başörtüsü yasaklarıyla sınırlı kalmayan kadın sorunlarını dünya kadar açılıma sahip bir insanlık durumu olarak çizmeyi ustalıkla başarıyor.
İkna Odası bir novella. Dolayısıyla can verdiği kahramanları birçok yüzleriyle görebiliyoruz. Üniversitedeki başörtüsü yasağı çerçevesinde gelişen olaylar ve iç çatışmaların yanı sıra kadın hareketinin gündemine girmiş başka pek çok motif de satırlar arasında uç veriyor. Bu da eseri tek boyutlu, tarafgir ve manifestovari bir dilin tuzağına düşmekten kurtarıyor. Ramazanoğlu başörtüsü yasakları ve diğer kadın sorunlarının insani düzlemde konuşulabilinmesine dair ümit verici bir açılım yaptığı eserde farklı bir direniş halini de anlatıyor. Kapaktaki ironik çizim de belki bu direnişi imliyor.
Kitaphaber.net Eleştirdi
Söyleşen: Pınar Öğünç, Yıldız Ramazanoğlu
Yazı Kaynağı: Edebistan.com
Yazar ve kadın hakları savunucusu Yıldız Ramazanoğlu'yla, dört yıl aradan sonra tekrar basılan 'İkna Odası' adlı romanını, ona ilham kaynağı olan bu 28 Şubat ritüelinive Türkiye'nin yeni 'açılımlarını' konuştuk
Yıldız Ramazanoğlu üretken bir yazar; tek başına kurtuluşa inanmayan bir hak mücadelecisi. İnsanları kadın ve erkek yerine, adil olanlar ve olmayanlar diye ayırdığından, kendisine feminist denmesinden hoşlanmıyor. Ramazanoğlu'nun, 2004'te yayımlanan 'İkna Odası' adlı romanının yeniden basımını konuşmak üzere buluştuk. Çıkışımız edebiyattı, lakin edebiyatına kan veren memleket hakikatleri daha mümbit bir topraktı, siyasete daldık. 28 Şubat'ın neredeyse simgesi olarak hatırlanan ikna odalarını bir zihniyet olarak konuştuğumuz gün, malum ikna yönteminin mucitlerinden Nur Serter'in pek yeni CHP'nin açılımları üzerine fikir beyanı, kurgu bir metinmişçesine denk düştü; o ayrı...''
-2004'te yayımlandığına göre, 'İkna Odası'nı 2003 civarında yazdınız. AK Parti iktidarının ilk yılları; başörtü meselesini çözeceğine dair umudun olduğu dönem... Sizi bu romanı yazmaya iten neydi! '
» Devamını okumak için tıklayın
Kitaphaber.net Eleştirdi
Yazan: Fatma Candan Günaydın
Yazı Kaynağı: Haksöz Haber
Epeydir satırlarının altını çizme ihtiyacı duyduğum edebi bir eser okumamıştım. Doğrusu "İkna Odası"na başlarken de böyle bir beklentim yoktu. Yazarın hünerinden şüphe duyduğum için değil elbette. Sanırım, başörtüsü sorununu her zaman okuduğumuz, yazdığımız, dillendirdiğimiz tarzda ele almış olabileceğini düşündüğümden. Fakat farklı bir serüvenle karşılaştım. Evet, kitap başörtüsü mücadelesi veren bir kadından bahsediyor. Ama bu kez onun kahramanlığından değil de yaşadığı sıkıntıları konu edinmiş. İnsanı düşündüren ve hüzünlendiren öyküsü çarpıcı tasvirler ve iç gözlemlerle etkileyici bir anlatıma bürünüyor. Kadın sorununa, özelde Müslüman kadınların karşılaşabilecekleri veya yaşayabilecekleri sorunlara dikkat çekiyor. Kitabı elinizden bıraktığınızda acı bir kahvenin tadını hissediyorsunuz damağınızda. Hem acı, hem güzel, hem hüzünleniyor, hem düşüncelere dalıveriyorsunuz. Yazarı, zaaflarımıza ışık tutma cesaretinden ve bunu bu kadar güzel anlatmasından dolayı kutluyorum.
Bizler başörtüsü mücadelesi verirken az şey yaşamadık. Her yaşanılanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Keşke her olay, her duygu için birer hikayemiz olsa. Zaaflarımız, bunalımlarımız da önemli. Onlar da yazılmalı ve ibretler çıkarılmalı. Başörtüsü direnişçileri birer insandı, kanatlı melek değil... Elbette sıkıntı da bunalım da yaşadılar. Bu bir eksiklik değil ki üzeri kapatılsın. Bu, son derece insani bir durum. Tabidir ki yazılacak ve okunacak. Zaten böyle bir olayın olumlu ya da olumsuz insan ruhundaki yansımalarını ve bunun edebiyattaki izdüşümlerini görmek kaçınılmaz. Eksiklerimizi yazmayalım okumayalım da denilebilir belki, ama ben bunun insan gerçeğine uymadığını düşünüyorum. Sonuçta ilahi kitapta bile olumsuzluklarımız kaydedilmemiş mi!
» Devamını okumak için tıklayın
Kitaphaber.net Eleştirdi
Yazan: Fatma Candan Günaydın
Yazı Kaynağı: Haksöz Haber
Edebi yapıtlar da konularını kuşkusuz insandan, insanın iç ve dış doğasından/dünyasından alır. İnsan teklerinin ve topluluklarının, yeryüzü serüvenindeki olay ve olgular, kırılma ve parçalanmalar, düşüş ve yükselişler sözün hünerli kutusundan geçerek hem yeryüzü tutanağında bir iz bırakır hem de insanlarda etkili karşılıklar üretirler. Kısaca "insanlık durumu" diye adlandırılabilecek bu yaşayış kesitlerinin anlatılmasında en elverişli, kapsamlı ve kalıcılık boyutu taşıyan edebi tür de herhalde romandır.
"Başörtüsü" gerçeğinden, onun özellikle son on beş-yirmi yıldır yaşadığımız ülkede gündeme getirdiği konu ve olaylardan, sanatın araç ve enstrümanlarına yeterli izlerin, seslerin, görüntülerin, satırların düştüğünü söylemek mümkün değil. Halbuki bu gerçeklik; bir inanç ve kimlik öğesi olmasının ötesinde, ciddi bir yekun tutacak kadar sayıda insanın bizzat yaşadığı yahut tanık olduğu acılar, sıkıntılar, örneklikler, savruluşlar, birliktelikler, zulüm ve baskılar, destansı direnişler de içermekteydi. Hala sıcaklığını, güncelliğini koruyan ve şu günlerde yurt dışında; hatta dünya ölçeğinde hararetli tartışmalara yol açan bu olgunun taşıdığı önem ileride daha iyi anlaşılacaktır.
"İslamcı" olarak nitelendirilen kesimin (mahallemizin) şiir, deneme ve öykü gibi alanlarda, bütün eksikliklerine ve ilkesizliklerine rağmen, belli bir düzeyi ve başarıyı yakaladığı söylenebilir. Bu, başkaları tarafından da söylenmektedir nitekim. Ancak anlatı türlerinin en hacimlisi ve görkemlisi sayılan roman türünde ciddi bir yoksulluk, yetersizlik ya da sığlığın egemen olduğunu söylemeye gerek yoktur. Son yıllardaki bazı kıpırdanmalar ya uzun soluklu ve ses getirici bir zindelik/zenginlik taşımadıkları ya da içerik ve ileti yönünden bize özgülüklerini tamamen yitirdikleri için, alçakgönüllü de olsa kalıcı bir roman iklimi oluşturamamışlardır. Edebi/sanatsal alanı ideolojik yaklaşımlar eşliğinde bölümlemek, kompartımanlara ayırmak sonuçta yanlış/sağlıksız bir yaklaşım olarak kabul edilse de mahallemizin eli kalem tutan ve belli bir ağırlığı olan bireylerinin bu türde de başarılı ürünler vermeleri genel bir beklentidir sanırım. İki temel eksiklik ya da yanlışlıktan uzak duran; yani tamamen ideolojik angajmanlı sanatsal yetersizlik ya da eksen ve perspektif kayması arasında bocalamayan tutarlı ve yetkin yapıtları okuyacağımız günler yakındır belki de.
» Devamını okumak için tıklayın
Kitaphaber.net Eleştirdi
Söyleşen: Melih Bayram DEDE, Yıldız Ramazanoğlu
Yazı Kaynağı: Dergibi.com
Başörtülü üniversite öğrencilerinin başlarını açmaları için ikna edilmesi amacıyla oluşturulan ikna odalarını hikayeleştiren Yıldız Ramazanoğlu, kuşaktan kuşağa aktarılıp gidecek bir ayıbı da kayda geçiyor. Ramazanoğlu ile "İkna Odası" adlı kitabı üzerine konuştuk.
Başörtülü üniversite öğrencilerinin başlarını açması yönünde "ikna" edilmesi için kurulan "ikna odaları" gündemdeyken, Gülay Göktürk bir yazısında, "Bu, üniversite tarihinde bir kara lekedir. Bugünler geçer, laiklik yorumları değişir, yönetmelikler iptal edilir; ama bu 'ikna odaları'nın hikayesi kuşaktan kuşağa aktarılır gider" diyordu. İkna odalarının hikayesini kuşaktan kuşağa aktaran biri olmak nasıl bir duygu!
Böyle bir misyon yüklenmedim. Anlattığım küçük bir parçası büyük hikayenin. Başka şeyler yazmak isterken hep yoluma çıktığından anlattım bu hikayeyi. Bir de çok az sayıda genç kıza sahip çıkmakla milyonlarca kızı kuşatabilmişler gibi davranabilen, işin gerçek boyutlarını anlayamadan giyotin gibi durmadan kınayan, kıyan insanlara karşı kendimizi terapiye alalım diye yazdım. Yaşananları görmezden gelenlerin, neye üzülüyorlar ki ne olmuş ki sanki üsttenciliğine karşı.
» Devamını okumak için tıklayın
Kitaphaber.net Eleştirdi
"Pencereyi açtı. Çocuklar hiç sakınımsız pervasızca kayıyorlar. O da böyle geçirmişti çocukluğunu. Şu çok uzun süren çocukluk hastalığı bu yüzdendi. Ailesinin onu kırmadan incitmeden ama artık biraz sertleşen bir tonda başını açmasını okula devam etmesini istediğini biliyordu. Onların daralmaları Nermin'i döndüremedi ağır kararından. Her çağ denilişinde çan gibi çınlayan çağdaşlık uzağındaydı artık. Hiç değilse şimdilik bu ne olduğu tam da belli olmayan kariyer yarışından, hoşgörülmek ve bir yer edinmek için yaftayı kabullenip aşağılanmayı kabul etmekten, göze girmek için şekilden şekle girme illetinden kurtulmuştu. Çağdaşlarımın kim olduğunu özgürce seçerim böylelikle, ancak her çağın erdemlileriyle çağdaşlık kurabilirim diye düşündü."
Rejimle gelen yasak, duvarlar arasında meşrulaştırılmaya çalışıldı.Bu odadan geçenler hep, farklı yaşadı, farklı düşündü, farklı algıladı. Okumakla - Allah'ın emri arasında kalan taze zihinler postal korkusu altında tercihlerini yaprak ya tamam dediler ya da!
» Devamını okumak için tıklayın
Gösterim: 806 | 156 Sayfa | ISBN: 9789752638297 | Basım Yılı: 2008 | Stok No: 86495 Stok Miktarı: 0 | Büyük Resim
Yıldız Ramazanoğlu ismine kayıtlı en yeni 6 eser.
Timaş Yayınları yayıncı ismine kayıtlı en yeni 6 eser.
Roman kategorisine kayıtlı en yeni 10 eser.
| »» Zübeyde, Cahide Günay |
| »» Mihrimah, Demet Altınyeleklioğlu |
| »» Cem, Hakan Kağan |
| »» Aşkı Arayan Yürek, Rachel Kadish |
| »» Cadı Ölüsü, Charlaine Harris |
| »» Buffy Vampir Avcısı 2, Joss Whedon |
| »» Ölüler Senfonisi, Abbas Maroufi |
| »» Zerdüst, Farhad Kishvery |
| »» Son Yeniçeri, Reha Çamuroğlu |
| »» Andersenin Zavallı Torunu, Ahmet Bülent İlterberk |
|
Bu kitap hakkında yorum yazmak için lütfen TIKLAYINIZ...
Yorumlarlar, editör tarafından onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır.