Kent Dindarlığı - Mehmet Altan - %20 İskonto - Timaş Yayınları | kidap.com.tr • Sanal Dünyadaki Kitapçınız
Ana Sayfa

E-posta
Şifre
Parolamı Unuttum
Yeni Üyelik

İnceledikleriniz
Eğitim Yazıları

Türk Edebiyatında Siyasi Rüyalar
Kent Dindarlığı

İçerik Ortaklarımız
Kitaphaber.net
Kibo.com.tr
Mentis.com.tr

Çok Satanlar
 İki Darbe Arasında
 Çöl-deniz
 Kayıp Gül
 Hz. İnsan
 Katre-i Matem
  Kayıp Gül
 Açlık Oyunları
 Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2

Yeni Çıkanlar
 Yeşilçam Günlüğü
 İlkgençlik Çağına Öyküler
 İlkgençlik Çağına Öyküler
 Bir Maskenin İtirafları
  Bozkırın Sırrı
 Yoksulların Ve Şairlerin Kitabı
 Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış (3 Kitap)
 Başkası Olarak Kendisi
 Cumhuriyetin Harcı
 Mehmet Akif Hayatı Ve Eserleri

 
     Detaylı Arama

Ana sayfa Ana SayfaTimaş YayınlarıMehmet Altan

Kent Dindarlığı - Mehmet Altan
Resmi Büyüt
Kent Dindarlığı

Liste Fiyatı : 10.00 TL

İndirimli Fiyatı : 8.00 TL
(%8 Kdv Dahil)

İndirim Oranı : 20% 3 Gün içinde Kargo'ya teslim

Yazan: Yunus Emre Tozal
Yazı Kaynağı: Tenkafesi.com

Kültürümüzün en temel ve önemli kaynaklarından biri olan dinin neden siyasete bir unsur olabileceği sorusunu sorgulayan Mehmet Altan, son kitabı "Kent Dindarlığı" kavramıyla birtakım akademik araştırmalardan yola çıkarak şu sorunun cevabını sorgulamakta: "Acaba din; hayatın ezdiği, hayatın bir çile olarak üstüne abandığı, yaşamla ilişkilerinde gerçekten zorlanan, eğitimsiz ve donanımsız, bunalmış, ezilmiş, dışlanmış kimselerin çaresizlikten Allah'a sığınmaları olarak mı algılanmaktaydı! " (s. 11)

New York kentinin 40X80 ebadında bir kutudan, yine Paris kentinin aynı aralıklarla birbirine paralel caddelerden oluşturulduğunu biliyoruz. Kent planlaması açısından tarihte ilk uygulayıcı olarak okuduğumuz Hippodamos ilkeleriyle de önemli bir adım atıldığını kaynaklar belirtiyor. İslam'ın doğuş itibariyle şehirli/kentli bir din olduğunu, Peygamber'in hicretten sonra Yesrip "Medine" şehrini inşa ettiğini belirten Altan, "kent"in tarihsel oluşumundan gelişim aşamalarına, kent devriminin altında yatan nedenleri analiz ederek din-siyaset algısına farklı bir pencereden bakıyor. Altan, dinin kent yaşamında nasıl ve nerede konumlandığını görmek için şehirde caminin nerede konumlandığına bakmamız gerektiğini ifade ederek, caminin avlusunun aynı zamanda kent alanı işlevini gördüğünü belirtiyor. Bosna'da hâlâ Sarajevo şehrinin tam ortasında bulunan ve tüm yolların orada birleştiği Gazi Hüsrev Bey Camii'nin fonksiyonu örnek olarak verilebilir. Kentlerde nüfus artışının kent devriminden önce değil, devrimden sonrana rastladığının da altını çizerek, kent dindarlarının işlevinin ne kadar önemli olduğunu, din-siyaset algısı üzerinden sorguluyor.

Kentlilik ve köylülük arasındaki farklar, kent-köy arasındaki farkları da ortaya çıkarıyor. Kentlilik ve köylülük arasındaki en önemli farkın, kentin çeşitlilik köyünse tekdüze olduğunun altınızı çizmekte fayda var. Kentteki "çeşitlilik" bilincinin, birbirlerini "öteki" olarak gören insanların bir arada yoğrularak farklılaşmayı da beraberinde getirdiğini ifade eden Altan, kentliliği "kurumsallaşma üzerinden tanımlıyor ve kentlilik-köylülük ilişkisini ekonomik açıdan şöyle yorumluyor: "Kentlilikle birlikte, insanların bireysel dayanışmalarının ötesinde toplumsal dayanışmayı sağlayan organlar gelişir. İnsanlar kırsal kesimde paralarını yastık altında tutarken, kent insanı güven ilişkisi içinde parasını bankaya yatırır. Kırsalda tarlaya çocuğuyla giderken, kentte çocuğuna bakacak kuruma güvenir. Kentlilik, insanlar arasındaki güvene dayanan sosyal örgütlenmenin ortaya çıkan çeşitlilikle birlikte farklılaşarak, sosyal güven ortamının kurumlara aktarıldığı bir yapıdır." (s. 40)

Kent ile köy arasında bulunan ilişkinin zemininde şu farklılıklar yatıyor: Birinde "doğaya uyum gösterme", diğerindeyse "akıl ile doğaya egemen olma". Doğayı akıl ile çözen insanın çözme serüveninin son durağında, doğayla bütünleşeceğini belirten Altan'ın şu sorusu, konunun püf noktası: "Konya'da Kuran kursunda gaz patlaması sonucu ölen çocuklarının ölümüne sebep olan altyapı eksikliğini bile sorgulamayıp, gaz kaçağını Allah'ın emri şeklinde telakki eden bir anlayıştan daha geniş bir dini yoruma ulaşmasını bekleyebilir miyiz! " (s. 45)

Sevgi Yasasından Kent Dindarlığına

Tolstoy'un "Sevginin Yasası & Şiddetin Yasası" kitabında okuma yazma oranının ve matbaanın yayılmasıyla insanların kutsal kitapları keşfetmeye ve anlamaya başladığını, hakikatin artık "gizlenemez" bir konuma geldiğini ifade ediyordu. Kilisenin bütün hilelerine rağmen, kilisenin desteklediği siyasi yapı ile İncil'in öğretilerinin arasında apaçık zıtlığı görmeye başlayan bir halk, sorgulayarak dini siyasete alet etmek isteyenlere karşı başkaldırıyla direnmeye, giderek kilisenin öne sürdüğü dine inanmaz bir duruma gelmişlerdi. Yaşanan hayatın insan yaratılışına ters düştüğünü ve korkunçluğunun görülememesinin nedeniniyse sürecin içinde insanın pasif duruma düşmesi olarak görür Tolstoy. Modernlik eleştirisini, seküler bir aydınlanmanın öngörüldüğü ve sevgi yasalarının oluşturulduğu bir din algısıyla birlikte değerlendiren Tolstoy, din ile ahlakı birleştirerek felaketlerden ve korkulardan arınmanın yolu olarak da "kutsal hayat anlayışını" benimsemek, yani "sevgi yasasını" kabullenmek olduğunu iddia ediyor. "Kent Dindarı"nın bakacağı pencerenin, Tolstoy'un genel geçer ahlak anlayışı diye yutturulmaya çalışılan bir "sevgi yasası" üzerinden inşa edilebilmesinin mümkün olamayacağını ifade edelim. Çünkü Tolstoy'un dillendirdiği şeyin, aslında Kant'ın "ortak bir dini ilke" arayışından da farklı olmadığını görmek çok zor olmasa gerek.

Kentlileşme sürecinde yapısal açıdan geri kalan insanı, daha önce Çetin Altan "İstanbul Dükalığı" tespitiyle dile getirmişti. Köy derneklerinin ve köy enstitülerinin de işlevinin yitirildiği bir ülkede, köyden şehre göçen insan zihinsel gelişimini nasıl tamamlayacak, dini nasıl algılayacaktır! Din üzerinden yapılan siyasallaşmaya laiklik-şeriatçılık, Atatürkçülük-dincilik gibi farklı maskeler altında bir iktidar kavgasına dönüşmesi nasıl engellenebilir! Altan'ın bu noktada toplumun farklı fikirleri de sahiplenmesi gerektiğini ifade etmesi, yeni fikirlerle barışık olamayan bir toplumun nasıl tüm insanlığı kuşatacağını sorgulaması, özellikle de Darwin'i örnek vermesi bakımından ilginç. Altan'ın tabiriyle "nitelikli olmayı dışlayan, gelişimi tetikleyecek hareket kabiliyetini yok sayan ve insanlığın ileriye dönük yüzüne kabul göstermeyen bir din yorumu"nun, en hafif ifadeyle insanlık tarihini görmezden gelmek olduğunu söylemesi, kent medeniyetinin dinamik gücünün kaybedilmesi açısından önemli.

Fakir-Zengin Savaşından Cami-Kışla Kavgasına

Dinin özüne saygı göstererek inancın kültürel ve felsefi boyutunu, derinliğini, akılcılıktan yana olan tarafını, sınıfsal kavganın dışına çıkarmanın gerekliliğinin altınızı çizen Altan, köyden gelip de şehirde tutunamayan insanların hayata tutunma aracı olarak dinin konumlandırılmasından dinin zararlı çıkacağı ortada. İsmail Kara'nın Dergâh Yayınlarından çıkan "Cumhuriyet Türkiyesi'nde Bir Mesele Olarak İslam" kitabında Türkiye'de en çok konuşulan ve tartışılan konunun özüne inilmesi 'özellikle "Diyanet İşleri Başkanlığı, Din ile Devlet arasına sıkışmış kurum" bölümü- açısından çok önem taşıyor. Kara'nın "Din İle Modernleşme Arasında" (Dergâh Yay.) ve "Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye" (Dergâh Yay.) kitaplarından aşina olduğumuz konular, olup bitenlerden tedirginlik duyup duyamayacağımız paradoksun kapısını aralıyor.

Özgürlük, insan hakları, demokrasi, küreselleşme söylevleri, diyalog, bir arada yaşama çağrıları her şeyin daha anlaşılmaz ve vasıfsız hale, her şeyin kopuk ve birbirinden habersiz bir durum haline gelmesinin zeminini mi teşkil ediyor! Kara'nın zeminini tartıştığı mesele şu: "Türkiye'nin ana meselelerini geriye iten gözboyamalar ve bunun için körüklenen, desteklenen teşebbüsler ise, bizimle ne alakaları ve akrabalıkları olabilir!..."

Dinin Normalleşmesi ve Çeşitlilik

Dinin toplum yaşamında normalleştirme sürecinde, aynı hafta içinde, hem Hz. Muhammed'in doğumunun hem de T.C. Meclisinin kuruluşunun beraberce kutlanmasında, cumhuriyet yönetimi ile yönetilen Müslüman bir halkın kutuplaştırılması ne derece doğrudur! Bu noktaya çift kutuplu olarak iki açıdan bakmak gerekir; cumhuriyet rejimine sahip çıkanın peygamberin doğum haftasının kutlanmasına, peygamberin doğum haftasına sahip çıkanın da demokratik bir cumhuriyet yönetiminin ve de meclis makamının kuruluş bayramına karşı olduğu gibi bir yaklaşım, dinin siyasete alet edilmesine zemin hazırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkı kutuplaştırarak birbirine düşman eder.

Dinin istismar edilmediği ya da siyasallaşmış bir inancın dindarlıkla bağdaşmadığı, kent dindarının fonksiyonu ile gerçekleşebileceği tezini gündeme taşıyan Altan, kent dindarının işlevini, dini siyasetten uzaklaştırdıkça toplumun ufkunu genişletecek; doğru olanı gösterecek, kitlelerin tuzağa düşmesini engelleyecek bir ses, bir hoparlör, bir ölçü olarak belirliyor. Fanatik bir şekilde cana kıymaya yönelik faaliyetlere girişenler de dâhil olmak üzere vahşileşen ve bunu din adına yaptığını söyleyen grupların eğitimsizliğine dikkatleri çeken Altan, eğitimli, refah düzeyi yüksek, donanımlı, yaşam bilgisi gelişmiş, kendisine değerler katmış, kendisini eğitip zenginleştirmiş kent dindarlarının ihtiyacını vurguluyor. Cumhuriyet rejiminin halkı ve dini niçin yok saydığı sorusunuysa, Türkiye'nin baştan çöz(e)mediği sorunlar nedeniyle yeni artan sorunlarını da çöz(e)mediğini, böylece sorunların biriktiğini ve ancak patlak verdiğinde masaya yatırıldığını ifade ediyor.

Altan, gayrimüslim azınlıkların mübadele yoluyla Türkiye'den gönderilmesini ve millet tanımı ümmetin ortak noktası İslâm dini üzerinden yapıldı ve Müslüman olan tüm unsurlara "Türk milleti" denilmesini cumhuriyet tarihinin en büyük hatalarından biri olarak görür ve çok dinli, çok kültürlü, toplumu geliştiren, dönüştüren çeşitliliğin yok edildiğini, kutuplaştırıldığını ifade eder. Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanların seslendirdiği ortak bir şarkıdan geriye kalan bir ağıt olan Endülüs, %11'i Hıristiyan olan Şam, Altan'a göre iç içe yaşayan farklı kültürler arasında kurulan sosyal, ticari vb. ilişkiler hem bu grupların birbirlerini kabul etmelerini hem de kendilerini diğeriyle kıyaslayarak toplumun ve kentin gelişmesini sağlamaktadır. Yetişkin bir toplumda "kent dindarlığı"nın kendiliğinden zaten ortaya çıkabileceğini belirten Altan, bireysel tercih özgürlüğünü içselleştirebilen ve ekonomik değer üreten bir toplumun cami-kışla açmazındaki din istismarını aşabileceğinin altını çiziyor. (s. 73)

İnanç Entelektüeli Olarak İmamlar

Din adamlarının yeteri kadar pozitif bilim dalları alanında eğitim görmemesi, toplum fotoğrafının da tezahürüdür. Atan'ın önemli gördüğü taraf, yabancı dil eğitimine öncelik verilmesinin yanı sıra, "karşılaştırılmalı din ve felsefe" eğitimine ağırlık kazandırılması. Çünkü imamların sadece ölüm söz konusu olduğunda başvurulacak, camiye gidildiğinde sadece namaz kıldıran veya vaaz veren biri olmaktan çıkarılması, pozitif bilimlere ve dil eğitiminin de ağırlık kazanılmasıyla çözülebileceği aşikârdır.

İnanç entelektüeli yetiştirmenin yolunda eğitim sorunlarını tartışan Altan, eğitim sisteminin de açıklarını belirterek imamların eğitimini sorguluyor: "İmamların ölüm söz konusu olduğunda başvurulacak, camiye gidildiğinde sadece namaz kıldıran veya vaaz veren biri olmaktan çıkarılması felsefecilerimizin de dâhil edildiği bir eğitimle mümkün olabilir. Bu tespit ilahiyat fakülteleri için de geçerlidir." (s. 106) Papazların nasıl yetiştirildiğine dikkatleri çeken Altan, gelir düzeyi yüksek insanların ya da kentlilerin din adamı ya da din âlimi olmak için talepte bulunmadığı bir ülkede, devlet eliyle şekillendirilmiş kadroların bu faaliyetleri üstlendiğini belirtiyor.

Kent dindarının hayatı sürekli sorgulayarak arayışta olması, topluma din felsefesi üzerinden anlamaya ve anlatmaya çalışması, İbn Rüşt gibi etrafımızda olan bitenlere akılla bakmayı ve değerlendirmeyi zorunlu tutacak, dini insan ve hayattan kopuk bir kurallar manzumesi olarak görmeyecektir. Altan kent dindarlığının zeminini totaliter yapının tamamen dışında belirleyerek, bilinmeyeni, kâinata dair sırları, insana ait özü çözmeye yönelik bir ufki derinlik, zihinsel ve ruhani bir arayış olarak ifade eder. (s. 158)

Sonuç

Bu kadar açıklamadan sonra, kent dindarını özet olarak, herhangi bir inancın ulviyetinden ya da toplumda karşılığından dolayı kendine kimlik çıkarmaya soyunmadan, dinden çıkar beklemeyen, inancını kendi ulviyeti açısından kişiselleştirerek yaşayan bireyler olarak tanımlayabiliriz. Altan'ın tabiriyle dinin insan için, insanın hakikat arayışı için var olduğunu unutmadan, geniş bir algılamayla insanın aklını, düşüncesini, ufkunu ve faaliyetini ön planda tutan, inancı tek egemen olarak görmeyen bir anlayıştır.

Din üzerinden çıkar elde etmeye çalışmayan bir insan, hayatla ilişkilerinde de dini ön plana çıkarmayacaktır. 'Cami-kışla' ikileminde örselenen toplumun normalleşmesini sağlayacak vasıfların kazanılmasında kent dindarlığına duyulan ihtiyaç, birlik ve beraberlik içinde yaşanılması gereken medeniyetimizin toprağın altında bulunan katman katman zenginliklerini gün ışığına çıkarması, Şeyh Galip'i, Hüsn ü Aşk'ı ya da diğer yitirdiğimiz değerleri anlamamızı öngörüyor. Kendimizi, toplumu ve geleceği inşa etmemiz açısından önemli bir zeminde ele alınması, tartışılması, topluma ayna tutarak sorgulanması gerekiyor.

Kent Dindarlığı - Mehmet Altan - Timaş Yayınları

24 Şubat 2010, Milli Gazete

Yazı Hazırlık: Kitaphaber.net

Yazan: mehmet akbulut
Yazı kaynağı: Cemaat. com


Dinimizin üç esası var olduğunu derhatır ederek yazıya selam babından girelim efendim. Konumuzu teşkil eden kitap, değerli hocamız Mehmet ALTAN'ın "Kent Dindarlığı" adlı kitabıdır. Din'e dışarıdan bir bakış açısıyla yazılmış olmasına rağmen üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap özelliğiyle nokta-ı nazarımı celbetmiştir. Ahmet Turan Alkan'ın da dile getirdiği gibi yazar, İslam'ı yorumladığı iddiasında bulunmuyor. Müslümanlığın nasıl olması gerektiği hususundaki efkâr-ı şahsiyesini nazarlara sunuyor. Bunu yaparken de çok doğal olarak konumu gereği meseleye kültürel, sosyolojik ve ahlaki zaviyeden bakıyor.

Efendim yukarıdaki üç esasın ne olduğunu merak ettiğinizi farz ederek onların neler olduğunu merhum hocamız İbrahim Canan'ın "İslam'a Çağrı" isimli eserinden yardımımıza şahit tutuyorum.

1. İlim
2. Temsil
3. Tebliğ

Herkesin bildiği üzere ilim, bilmek kelimesiyle ilintilidir. Biliyorsanız, sizdeki ilim sahasına yerleşmiş demektir. Bundan sonra temsil gelir ki o da öğrendiğinizi hayata geçirip durumunuzu şahit eylemektir. En sonra tebliğ geliyor. Tebliğden anlaşılması gereken dünyayı müslüman etmek değildir. Elinizden gelebileni yapmak demektir tebliğ. Tebliğ değişiklik gösterebilir mi! Kırsal ve kentsel plana indirgenerek mekanlara konuşlandırılan farklı İslam ve din anlayışı geliştirilebilir mi! Din bir kültür müdür yoksa Allah'ın kullarına indirdiği bir şeriat sistemi midir! Bu sistem zengin ve fakirlere göre farklılık arz eder mi!

Modernizm dini de baltaladı

İslam, modernizm karşısında köylülüğe mahkum edildi. Şehirlerde zenginleşen bireyler, ferd olmanın dayanılmaz hafifliği altında ezilerek İslamı köylülere bıraktı. Çünkü İslam, kent hayatında birçok şeye cevaz vermiyordu. Salonlarda, baloda, barda, meyhanede, sahilde güneşlenen kadınlı erkekli modernist cemaat bireylerini kısıtlayan bir müeyyideye sahipti İslam. Eğer dindarlık, kendisini kent ortamına uydurabilecek bir yeteneğe sahipse baş göz üstüne kabul edilebilirdi. Aksi halde batılılaşmayla birçok şeyini kaybeden kimlik müslümanları, onu da kaybetmeye zaten dünden razıydı. Mehmet Altan'ın kitabının sonlarında görüşlerine yer verilenlerden değerli hocamız Hayrettin Karaman, "Kentli İslam- Köylü İslam" ayrımının dine yeni bir şekil vermek isteyen modernistlerin zihnî ürünleri olduğunu ifade ediyor ki bence de haklı. İslama bakacaksanız nereden bakacağınız bellidir. Kur'an ve Sünnet. Kenttekilere bu İslam, köydekilere de şu İslam diye bir anlayış ayarı bozuk, şakülü kaymış bir mefkure olmaktan zannımca öte geçmemeli. Eğer öyle bir İslam tarifi yapacaksanız bu işin kültürel, sosyolojik ve ahlaki yönüne bakmadan önce Kur'an ve Sünnet tarafına eğilmeniz çok daha isabetli olacaktır.

Kitapta neler var!

Daha çok kültürel bir çalışma özelliğiyle öne çıkan kitap, kent ve kent üzerine birçok alt başlığı ihtiva ediyor. Kent'in tarifi, kentlerin tarihi, ögeleri, kentlerin geleceği, kent devrimi, kentlilik, köylülük, din ve bilim, siyasal İslam... vs. vs. devam ediyor. Merakın giderilmesi için kitabın içeriğine bakmakta fayda var. Biz, kendi açımızdan irdelemeye devam edelim.

Sorun İslam'da mı bizde mi!

"Ortada Müslümanlıkla hiçbir şekilde bağdaşmayan bir durum var. Ya Müslüman değiliz ama kendimizi Müslüman zannediyoruz ya da Müslümanlıkla ilgimiz olmadığı halde dışarıya Müslüman olduğumuzu söylüyoruz. " ( sayfa 79 ) Yazar, böyle diyor ve haklıdır.

"İslam dinini temsil edebilmek için ona uygun erdemleri de kuşanmış olmak gerekir. " diyen yazar, yine haklıdır.

İslamı hayatının merkezine almadığı için günahların ortasında kalmış bir müslümanı kent dindarlığı mı kurtaracak! Ahlaki yönden zayıf, Kur'an ile barışık olmayan, Allah'ı karşısına alarak müntesiplerine Yaratıcı'yı sorgulatıp "Bu kainat bir Yaratıcı'ya muhtaç değildir. " safsatasını aşılayan felsefe mi kurtuluş vesilesi olacak! Şimdi söyleyin bakalım suç, özünü her zaman koruyan dinde mi yoksa aslından sapan insanda mı! Kent dindarlığı kurtarır mı!

Peki nedir şu kent dindarlığı!

Kent dindarlığı bir tez mi yoksa mevhum yeni bir İslam tezahürü mü! O zaman dindarlık nasıl tanımlanmalı! Kime göre dindar! Allah'ın dinine uyan "mütedeyyin" mi! Her ne şartta olursa olsun. Bu bağlamda Hz. Peygamber'in İslam'ın var ve yok olma harbi olan Bedir'de namazı cemaatle kılmayı terk etmemesi nereye konuşlandırılmalı! Kent dindarlığında "İslam" modern çağa uygun şekle mi dönüştürülecek! Zenginlere uygun bir İslami hayat mı ihdas olunmalı! Sorular uzayıp gider. Din, Allah'ın emrettiği şekilde yaşanırsa dindarlık zuhur eder. Dindarlık, kırsal ve kentsel konuma taksim edilirse benim acizane görüşüm kelime şu şekle münhasır olacak: dinidarlık.

"Kent dindarlığı ise dini bir kültür olarak algılarken adaleti, hukuku ön plana almaktır. Kişinin kendi hayatında inancını geliştirip derinleştirirken günümüz toplumunun sosyal ve hukuki yapısını göz ardı etmemesidir. Dini başkasına baskı aracı olarak kullanmamak, siyasete alet edip kendisi gibi yaşamayana yasak koyma anlayışından vazgeçmektir. "

Yazar, böyle diyor. Ancak bu kent dindarlığının muamelatta ne istediğini bilmiyoruz. İtikadi boyutunu neye isnat edeceğiz, belli değil. Şuna İslamı adam gibi yaşasanız, bütün sorunlar ortadan kendiliğinden kalkacak desek yeridir, ne var ki insanlar dinin yükümlülüğü altına girmek istemiyorlar. Mesele budur. Kent dindarları çoğalsa da netice aynı noktaya incirar edecektir. Aynı şey Türkçe ibadette de yaşandı. Şu an kaç kişi camilere gidip böyle ibadet ediyor! Veya evinde kaç kişi bu şekilde ibadet ediyor! Nerede o bangır bangır bağıran Türkçe ibadet istiyoruz diyenler! Kent dindarı olunca namaz kılınmayacak mı! Oruç tutulup zekat verilmeyecek mi! Kent dindarı olunca açık saçık balolara gidilip hemen yan tarafta kadınlı erkekli cemaatle namaz mı kılınacak! Yani ne olacak! Ben onu merak ediyorum. Aksi halde İslam zaten ahlaklı olmayı, rüşvet almamayı, faiz yememeyi, insanlara gayrimüslim bile olsa iyi davranmayı emretmiyor mu! O zaman sorun nerede! Kent dindarı olunca bunlar çözülecek mi! Hayır... Sorun İslamı yaşayıp yaşamama sorunu. Bu söylemler Hayrettin Karaman'ın dediği gibi modernistlerin düşüncesidir. Allah ve Resul'ü buna razı olmayacaktır. Kimin dinini kentlileştirip köylülüğe mahkum ediyorsunuz! Allah, akıl versin.

Sonuç

Mesele şudur: Taklit yoluyla bizde zuhur eden imanımızı tahkiki yapmaktır. Dini kentlileştirmenin sağlayacağı fayda, götüreceğinden çok daha azdır. Bu işin sonu olmaz. Bugün kent dindarlığını isteyenler yarın metropol dindarlığını da isteyebilirler.

Kent dindarlığında namaz, jimnastik; oruç da beslenme rejimi olarak algılanacak. Uzak dursun böyle dindarlık.

Kent dindarlığının işgüzar medya organları, okul önlerinde kokain sergisi açanları görmezden gelip okul mescidinde namaz kılan mürteci kırsal/köylü dindarları manşet yapacaksa uzak dursun böyle kent dindarlığı...

Peygamberimiz döneminde bedevilere ve medenilere ayrı bir İslam uygulaması yoktu. İslamın sahihliği zaten bellidir. Uyan uyar, uymayan uymaz. Allah dinini nasılsa tamamlar. Bize düşen onu reformcuların yaptığı gibi değil bize emanet edildiği gibi muhafaza etmektir. Bütün kusurlarımıza ve günahlarımıza rağmen. Çünkü Allah affedicidir; O'nun dinini değiştirmeye kalkmadığınız sürece.

Hamiş: Şeyh Galipler varsa Talibanlar da olmaya devam edecektir.

Mehmet Altan, Kent Dindarlığı, Timaş Yayınları, 2010

05/02/2010

Yazı Hazırlık: Kitaphaber.net

Gösterim: 404 | 207 Sayfa | ISBN: 9786051141084 | Basım Yılı: 2010 | Stok No: 127908
Stok Miktarı: 0 | Büyük Resim
Mehmet Altan ismine kayıtlı en yeni 6 eser.
Kent Dindarlığı - Mehmet Altan Puslu Demokrasi; Ergenekon Güncesi - Mehmet Altan Matadorun Ölümü - Mehmet Altan Darbelerin Ekonomisi - Mehmet Altan Marksist Liberal - Mehmet Altan Milliyetçilik Ve Çeteler - Mehmet Altan
Timaş Yayınları yayıncı ismine kayıtlı en yeni 6 eser.
»» Zor Çocuk Yoktur, Hüseyin Peker
»» 57. Alay, İsmail Bilgin
»» Yoksulların Ve Şairlerin Kitabı, Cahit Koytak
»» Rumeli'nin Esaret Günleri, Boğdan Filov
»» Panda Pandi (10 Kitap Takım), 0
»» Tahammül Şeridi, Cafer Keklikçi
Felsefe - Genel Ve Referans kategorisine kayıtlı en yeni 10 eser.
»» Sokrates'in Yargılanması, Isidor Feinstein Stone
»» Etik, Doğan Özlem
»» Tıp Felsefesi Ve Etiği Üzerine, İsmail Yakıt
»» Başkası Olarak Kendisi, Paul Ricoeur
»» 20. Yüzyıl Felsefe Tarihi, Chrıstian Delacampagne
»» Yunanlıların Trajik Çağında Felsefe, Friedrich Wilhelm Nietzsche
»» Resimlerle Düşünmek, Temple Grandin
»» Dönüşüm, Franz Kafka
»» Romantik Terörizm Ve Romantik Tecavüz, Tarık Solmuş
»» Hayır Diyebilmeli İnsan, Alev Alatlı

Bu kitap hakkında yorum yazmak için lütfen TIKLAYINIZ...
Yorumlarlar, editör tarafından onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır.

 




İlk Alışverişim
Yeni Yorumlar
En Son Baskılar
Siyer Kitapları
Tavsiye Kitaplar
Editör Okumaları
Kur'an Kitaplığı
Siyer Kitaplığı
Hakkımızda
Hesap Bilgileri
Ödeme Bildirim
İletişim Bilgileri
Mesaj Kutusu
Satış Koşulları
Sık Kullanılanlara Ekle



Yazarın Yeni Kitapları
Kent Dindarlığı - Mehmet Altan Puslu Demokrasi; Ergenekon Güncesi - Mehmet Altan Matadorun Ölümü - Mehmet Altan Darbelerin Ekonomisi - Mehmet Altan



Sipariş Takibi
Sipariş Numarası veya Eposta Adresiniz

Kredi Kartı Bilgileriniz 128 Bit GeoTrust Equifax SSL sertifikası ile korunmaktadır.
Sitemizde bellibaşlı tüm kredi kartlarıyla, üye olma zorunluluğu olmadan alışveriş yapabilirsiniz.

ADIM YAYIN DAĞITIM - FATMA SULTAN MH. KAHHALBAĞI SK. NO: 31/A TOPKAPI - İSTANBUL

İLETİŞİM BİLGİLERİ İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ.
E-Posta : bilgi@kidap.com.tr

kidap.com.tr © Adım İletişim Hizm. ve Prod. Ltd. Şti'nin Tescilli Markasıdır.
 SÜS: 0,3543 sayine.  USG: 1 MB.

Kredi Kartı Bilgileriniz
128 Bit GeoTrust Equifax
SSL
ile korunmaktadır.