Kitaphaber.net Eleştirdi
Binalar ve insanlar
Yazan: ALPHAN AKGÜL
Yazı Kaynağı: Kitap Zamanı
Alain de Botton'un Mutluluğun Mimarisi başlıklı yapıtı, mimarlık tarihini insan-merkezli bir yaklaşımla yeniden değerlendirmekte ve mimari/insan ilişkisine yeni açılımlar getirmeye çalışmaktadır.
Mimarinin bir farkındalık meselesi olduğunu düşünen Botton, güzel olarak görülen binaların hazır kuramlardan değil, ama belirli ilkelerden yola çıkılarak tasarlanabileceğini düşünür, peki nedir bu ilkeler!
Botton, John Lodoun'un Kır Evi, Çiftlik Evi ve Villa Mimarisi (1831) adlı yapıtıyla önü açılan eklektisizme karşı endüstri devrimiyle paralel olarak gelişen işlevselci mimari arasındaki tartışmalardan yola çıkıyor ve bu konuyu aydınlatmak için çarpıcı örnekler sunuyor. Eklektik mimari, güzelliği farklı üslupların karnavalı şeklinde tasarlıyordu. Bu konuda erken bir örnek olarak Ward Şatosu'nu veriyor Botton. Bu yapının ön cephesi Palladio oranlarına göre yapılmış dorik frizler üzerinde yükselen bir alınlığa sahipti, arka cephesi ise tıpkı bir katedralin göğe yükselen gövdesi gibi, sivri uçlu kulelere. Aynı karmaşa şatonun içinde de sürüyor, şatonun müzik odası, merdiven boşluğu klasik, yemek ve yatak odaları gotik özellikler taşıyordu; ama tüm bu çaba, eleştirmenleri memnun etmemiş, kimse bu şatoya 'güzel' diyememişti. Le Corbusier ise bu gelişmelerden çok sonra kaleme aldığı Bir Mimarlığa Doğru (1923) adlı yapıtında Roma'daki mimarlık okullarında öğretilen barok süslemeciliğin bu kenti bir 'korku şehri'ne çevirdiğini ileri sürmüş ve mimarlığın insanın üzerine karabasan gibi çöken süslemeciliğe değil, işleve hizmet etmesi gerektiğini savunmuştu. Ama ilginçtir, en çok hangi sandalyeyi seversiniz sorusuna 'kokpit koltuğu' cevabını veren bu dâhi mimarın, Savoye ailesi için tasarladığı muhteşem yapının bir kusuru vardı: İşlevselliğin abidesi Villa Savoye'un içinde yaşanamıyordu! Villa Savoye'un çatısı Le Corbusier'nin modernist ideallerinin kurbanı olmuş, Savoye'lar yağmur suları altında rutubetten kırıla kırıla yaşamaktan usanmışlardı. Bu bilgiler ışığında şu anlamlı soruyu soruyor Botton: Eğer klasik ya da gotik mimarlık öğeleriyle biçimlenmiş ya da işlevselliği merkeze alan endüstriyel mimari bize zorunlu olarak 'güzel' bir bina yapma olanağı vermiyorsa ne yapacağız, binalarımızı neye göre inşa etmeliyiz!
» Devamını okumak için tıklayın
Bu kitap hakkında yorum yazmak için lütfen TIKLAYINIZ...
Yorumlarlar, editör tarafından onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır.