Ana Sayfa





 
  Detaylı Ara

Ana sayfa Ana Sayfaİletişim Yayınlarıİhsan Oktay Anar

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar
Resmi Büyüt
Puslu Kıtalar Atlası

Liste Fiyatı : 19.00

İndirimli Fiyatı : 16.15
(%8 Kdv Dahil)

İndirim Oranı : 15%
Kategori : Günümüz Roman
3 Gün içinde Kargo'ya teslim

Yeniçeriler kapıyı zorlarken, Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu...
"Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam ersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar. Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, düşlediğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece, o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın, beni düşlediğini düşlüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum."
Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapadı. Az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları gerirdi: "Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır."
Kitaphaber.net Eleştirdi

"Ona göre bu meyhane, gerekse burada atılan kahkahalar, onun zihnindeki düşüncelerden ibaretti. Eğer, Uzun İhsan Efendi, sözgelimi, müşterilere şarap dağıtan meyhaneciyi düşünmekten vazgeçerse, Allah korusun, adamcağız yok oluverecekti. Meyhaneci, sihirbaz, Galata ve Kostantiniye var idi, çünkü Uzun İhsan Efendi onları düşünüyordu. İşte bu da, Rendekâr'ın en büyük hatasını ortaya çıkarıyordu: Düşüyor olması, Uzun İhsan Efendi'nin değil, onun düşüncelerinden ibaret olan bu dünyanın varlığının delili sayılmalıydı. İşte bu nedenle bilgece,

- Düşündüğüm için ben var değilim, sizler varsınız. Sizler benim zihnimdeki düşüncelerden ibaretsiniz, diyerek ikide bir kafa bulandırıyordu.

Meyhanedekiler adamın anlattıklarına o kadar güldüler, o kadar güldüler ki, yoldan geçenler "acaba içeride meddah mı var" diye kapıyı aralayıp demkeşleri bu yüzden şöyle bir süzdüler. (...) Demkeşler, "Vay! Vay! Vay! Demek biz Uzun İhsan Efendi'nin zihninde birer düşünceden ibaretmişiz. Demek başımıza gelen her belanın sorumlusu bu adammış. Çünkü sadece zihin gücüyle bütün olaylara yön veriyormuş" diyip kahkahayı koyverirken, kör ve sağır adam inatla susuyordu. (...) Neşesinden aklını yitirecek gibi olan biri, gülmekten gözlerinden yaşlar aktığı halde, omzunu duvara dayarak uyuklayan şişman bir yeniçerinin yanına gidip adamın kalın ensesine okkalı bir şaplak indirdi. Yeniçeri uyanıp öfkeyle hançerine davranınca da ona "Kızma bana beşe! Sana tokadı atan ben değilim. Ben, Uzun İhsan Efendi'nin zihninde sadece bir düşünceyim. Aynı şekilde sen de öyle. Olan biten ne varsa hepsine bu adam yön veriyor. O yüzden tokadı sana o atmış sayılır. Hadi bana eyvallah! " deyiverince bir kahkaha tufanı koptu."


İhsan Oktay Anar'ın "Puslu Kıtalar Atlası" kitabını aldığımda sene 2000'di. İlk baskısını 1995'te yapan bu kitabı ancak baskısından on iki, almamın üzerinden de yedi yıl geçtikten sonra okuyabildim. Yıllar önce birkaç sayfasını karıştırıp daha sonra okumak üzere rafa kaldırdığım ve pek çok kez gözüme çarpmasına rağmen okumaktan vazgeçtiğim bu kitap geçen ay gözümün çarpmasıyla kurtulamadı.

Sarmal yapısıyla okuyucuyu kendine çeken bir roman "Puslu Kıtalar Atlası". Roman kurgularıyla ilgilenenler kitapta çok fazla bağlantı bulup bunlar üzerine çokça söz edebilirler. Ben de roman kurgusunun önemli bir unsur olduğunu ve böylesine sarmal yapılanmaların, uzun soluklu geniş bağlantıların kurulmasının okuyucu için büyük bir zevk olduğu kanaatindeyim. Ancak şu var ki İhsan Oktay Anar bu bağlantıları kurarken, salt bir roman dizgisi koymuş ortaya, başka pek önemli sonuçlar vermemiş. Anlatılmak istenen konu, gayet net bir biçimde olay akışının düzenli düzensizliğine ve bağlantılarına doğru biçimde bağlanarak sağlılık ölçütlerle okuyucuya ulaştırılmış. Oysa konunun dışında kalan 'hayatın sırrıyla' ilgili bilgi ne kadar doğru verilmiş olursa olsun, fazlasıyla sığ geçiştirilmiş. Bulunması için çaba harcanan boşluğun ve ona giden yolda bilginin bu kalınlıkla üç dört romanı yalnızca düşünsel bir anlamda bile doldurabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Hele ki Uzun İhsan Efendi'nin 'düşünüyorum öyleyse varım' teoreminin karşısına koyduğu, 'ben düşündüğüm için siz varsınız' ifadesi de bu işin içine katıldığında çok daha geniş bir dünya elde edilebilir. Bu sadece Uzun İhsan Efendi'yle kıraathanede alay edilmesine sebep olabilecek ya da bazı olayları yarı-gerçek değiştirebilecek bir durum olmaktan ziyade, fazlasıyla yaşama ait bir durumdur çünkü. Bu durum düşüncenin yarattığı evrenin sınırlarını belirler. Tıpkı, İhsan Oktay Anar'ın "Puslu Kıtalar Atlası"nın sayfaları çevrildiğinde ya da Uzun İhsan Efendi'nin "Puslu Kıtalar Atlası"nın sayfaları çevrildiğinde olduğu gibi. Olanlar bir düş gücünün, düşünce gücüyle yeniden yaratılmasını temel alır. Hayallerin içinde yolculuk edebilen ve zamanı bile kendi istediğince değiştirmeyi başarabilen bu adam iki kürenin havasızlığında boşluğa ulaşmış ve bu boşluğun (karşı) hemen ardından yeniden yaratılabilecek duruma gelmiştir. Ancak bu bir anda yerden bitme bir ivmeyle gerçekleşmemektedir. Yani basit bir geçmişe dönüşten ziyade, karşılıklı farklı zamanlarda hareket eden iki olgunun kesişip birinin yok olmasıyla ilgilidir. Alibaz isimli küçük çocuğun küre sahnesini gördüğü sırada şurubu içmesi bu yolculuğun gerçek boyutunu ortaya koyar. İşler ne kadar düş gücüyle yürütülürse yürütülsün, aslında her şey gerçekte de birbirine bağlıdır. Basit bir zaman yolculuğu değil, hiçlikte tersine döndürülen bir zamanda sürekli yaşanan ve hem o anda, hem bir sonraki anda, hem de bir önceki anda olabilme hızıyla ilgilidir her şey. Devinen zamanın durağanlaştığı noktada sınırsız boyuta ulaşmasıdır.

Romanda, karakterler birbirinin içine girmiştir âdeta, aynı evrende yaşamaktadırlar, hepsi Uzun İhsan Efendi'nin düş gücünün bir ürünü olarak var olmaktadırlar; öyle ki yedi denize nam salmış bir denizcinin mezarından söz edilirken, bu nam salacak küçük şeytan henüz kaymak satan dükkânları soyan bir çeteci olarak gelmiştir öykünün içine. Birbirinin içine bağlı onlarca zamanı ve karakteri düş gücüyle yaratansa Uzun İhsan Efendi, yani İhsan Oktay Anar'dan başkası değildir. O, evren saatini sürekli hale getirmiştir, geride olmakla şimdide olmak arasındaki zaman boşluğunu ortadan kaldırıp ötede olmayı da bu boşluklardan hariç tutmuştur. Her zaman, kendi içinde bir başka zamanı taşımaktadır ve bu düşünce haliyle yaratmaktadır yaşamı. Uzun İhsan Efendi oğlu Bahadır'ı bir roman kahramanı değil, sadece yaşama ait bir parça olarak ortaya koymaktadır ve ona yaşayamadığı, uykusuzlukları yüzünden göremediği düşlerini vermektedir âdeta kâbuslardan soyutlamayarak. Ne net çözümler sunmakta, ne ona kahramanca pâyeler yüklemekte, ne çaresizliğe düştüğünde ona yardım etmektedir. Bütün koşullar onun inancı ve Uzun İhsan Efendi'nin düşüncelerinde yaratmak istediği evrenle şekillenmektedir. Gerçekliğinden de şüphe edilmesi gerekmektedir oysa düşüncenin! Gerçek bir adamın düşündüğünü ve bu adamın düşündüğü şeyin kendisinin düşü olduğu teoremini ileri sürüyor Uzun İhsan Efendi, o zaman adam gerçek, kendisi düş oluyor... tam tersindeyse kitap boyunca anlatılanlar gerçek ve o istemese siz bile düş halini alıyorsunuz. Zaten karakterlerin olaya dâhil edilişleri, uzun yıllar öncesinden ele alınıp o ana taşınmasıyla gerçeklemiş Anar tarafından. Böylelikle kitabın temel konusu birkaç parçaya ayrılıp asıl devamlar sürekli saptırılarak rutin bir bekleyiş hali engellenmiş. Beklenenin ne olduğunu bilmeden, bildiklerinizin değişimine tanık olarak, yani Anar'ın düşüncelerinin akışkanlığında okuyorsunuz olayları. Temelde bir boşluk arayışı mı var, genç bir adamın kahraman değil silik bir düşünce olarak yaratılışı mı var, suya karıştırılan tozlar ve şuruplar arasında öküz ölümlerinden arta kalan uykular (! ) mı var, uzun yıllardır süren bir projenin Mesih'in görünmesiyle öğrendiğimiz gerçek yüzü mü var, yoksa Teşkilat-ı İstihbarat-ı Hümayun'un dilencilerle olan hesaplaşması mı! Yoksa hepsi ve daha fazlası mı!..

Bağlantılar zamana ve anlatılanlara fazlasıyla bağlı ilerliyor. Yorucu bir çalışmanın ürünü gibi ortaya çıkıyor ve gerçekçiliğini düşüncede, düşte ve okurken oluşan bu iki kavramda kazanıyor.

"...Çok şey biliyormuşsun gibi konuşuyorsun. Ancak fazlasıyla silik birisin. Ağzından çıkan sözler beni şaşırtıyor, sanki biri bu sözleri kulağına fısıldıyor gibi. Kim bilir belki de birinden ilham alıyorsun." diyor Ebrehe kitabın bir yerinde Bünyamin'e ve "Bünyamin'in aklına nedense babası Uzun İhsan Efendi geliyor". Bunu da sonradan Uzun İhsan Efendi kitabın son bölümünde aynen karşılık olarak alıyoruz:

"...Bir babanın kendi oğlundan bekleyeceği şekilde kahraman değildin. Son derece silik ve mütevaziydin. Bununla birlikte, arada bir senin kulağına, karakterinle bağdaşmayacak sözler fısıldamadan edemedim. Çünkü düşler görmektense, boşluğun kendisine tapan insanlar karşısında küçük düşmeni istemedim."


Uzun İhsan Efendi'nin her şeyi düşüncelerinde yarattığına şahit olmak zor değil, ama bunu bir sahtelik ve aşırı fantastik bir unsur halinde sunmuyor Anar. Yaşlı adama bir yandan inanıyor, bir yandan da onun inanılmayacak kadar aklını yitirmiş biri olduğunu düşünüyorsunuz sürekli ve bu ikilikte bırakılıyorsunuz yazar tarafından.


"Haydi! Korkma. Gördüğün her şey benim düşüncemden ibaret. Bunu sakın unutma. Zihnimle bütün olaylara yön verebilirim. Eğer ister ve düşünürsem, şu gemiyi içindekilerle birlikte yok edebilirim. Haydi! Yap dediğimi. Baban olarak sana emrediyorum."

Bütün umudunu kaybeden Bünyamin ağlayıp sızlayarak denileni yaptı. Ne kadar ağır görünürse görünsün fıçı bomboştu. Aksi gibi babası fıçının içine girmişti. Oğluna bir emir daha verdi:

"Şimdi kapağı sıkıca kapat ve derhal buradan git." Fakat delikanlı babasını o halde bırakmak istemiyordu. Bununla birlikte içinden gelen bir dürtü onu, kendisine emredildiği üzre kapağı sıkıca kapatmaya zorladı. Bunu yapmadan önce, fıçının içindeki babasına son bir kez bakmıştı. İşini bitirdikten sonra yere çömelip ağlamaya devam etti. Uzun zaman geçmesine rağmen babası fıçıdan çıkmak bilmiyordu. Sonunda levyeyi alıp kapağı açmaya çalıştı. Amacı, Uzun İhsan Efendi'yi ne pahasına olursa olsun oradan çıkarmaktı. Fakat kapağı tam abandığı sırada, geminin güvertesine çıkan bir denizci "Hırsız var! " diye feryat etmeye başlamıştı. Paniğe kapılan delikanlı levyeyi bir kenara atıp ağlaya sızlaya karanlıkta kaçmaya başladı..."



Bu noktada Anar'ın dile yaklaşımından söz etmek gerekir. Yoğun bir eski kokusu seziyorsunuz kitaba girerken, ancak daha sonra dil kendiliğinden çözülüyor ve geriye neredeyse sadece devrin özel terimleri kalıyor. İşte bu sayede, anlatmak istediğini okuyucusuna fazlasıyla rahat bir şekilde aksettirebiliyor. Sadece anlatımdaki bu yalınlık değil, bunun söyleyişteki yansıması da önemli bir kurgu roman yazarken. Konuların birbirinden kopuk olması ve yeri geldiğinde bunların ufak sözcüklerle bile birbirine bağlandığının 'okuyucu tarafından hem görülmesi, hem kabullenilmemesi, hem de öte yandan gerçekliğinin yadsınamaması' gerekiyor. Bunu başarabilmiş Anar... Sürekli bir oyunun içinde olduğunuzu ve bir şeylerin birbirine bağlandığını seziyorsunuz ama emin olamıyorsunuz, bu kesin yargıya varamayışınız ve içinizdeki şüphe tıpkı Ebrehe'nin Bahadıra yaptığı gibi bir eyleme maruz bırakılmanıza neden oluyor. İşte dil, yormayan gerçekliği ve şüpheciliğiyle burada Anar'ın kaleminde yetkin bir noktaya ulaşıyor.

1681 yılı Osmanlı Devleti içerisinde başlıyor roman ve birçok bağlantıyla kendini okuyucu için cazibeli hale getirmeyi de kısa sürede başarıyor. Aralıklarla okumak yerine mümkünse birkaç saat ayırıp kitabı elinize aldığınız gibi bitirmenizde yarar var. Türk romanının kurgu konusundaki başarısı yüksek örneklerinden biri. Tansiyonu düşürmeyen ve belirli bir 'ifadeyi' aktarmayı amaçlayan kitap bunu çok başarılı bir konu içerisinde sunmuş. Yalnızca eylemselliği ve bütünü oluşturacak parçaların kurgusunu değil, genel anlamda 'ifade'yi de çok başarılı bir şekilde kullanan İhsan Oktay Anar bu romanda savunduklarının üzerine daha geniş anlatımlara yer verseymiş kitabın hacmiyle birlikte derinliği de artarmış. Yine de bu 'Mutsuz Çocuk' hikâyesinin düş ve gerçek arasındaki bağlantılarını ihmal etmemiş yazar. Kitabı insanın zihninde bir dalga halinde geliştiren de temelde bu. Olaylar ne tamamen düş ve düşünce izlenimiyle yaratılmış, ne de tamamen gerçek. Anlatılanların düşünceden ve düşten ibaret olduğunu sandığınız, bundan kesinlikle emin olduğunuz zamanlardan hemen sonra gerçekliği kanıtlayacak sağlam temeller gösterilmiş ve çok geçmeden bu temeller sarsılmış, ama yine yıkılmasına izin verilmemiş. Okunmayı fazlasıyla hak eden ve iyi bir şekilde okunduğunda içinden birçok öz çıkartılabilecek, hiçbir şey çıkartılamayacak olsa bile kurgusuyla sizi sarabilecek yarı fantastik yarı gerçek bir düşünce "Puslu Kıtalar Atlası". Oysa hepsi insanın düşündüğü için var olmadığı, düşündüğü için dünyanın var olduğu temeline dayanan bir Uzun İhsan Oktay Anar Efendi düşü 1992 tarihli.


"... Ama istersen biz, saatin akrebinin sonsuz hıza eriştiğini düşünelim. Aristotales'in dediği gibi, bu hızla giden bir cisim herhangi bir mesafeyi sıfıra eşit bir zamanda alır. Öyleyse akrebin A'dan B'ye, B'den C'ye gitmesi ve tekrar A'ya dönmesi sıfıra eşit bir zamanda olur. İşte bundan dehşet verici bir sonuç çıkar: Akrep, eğer sonsuz hıza ulaşırsa, aynı anda hem A'da, hem B'de, hem de C'de olur. (...) Akrebi sonsuz hızla yol alan saatin durumunda bir değişiklik olup olmadığına bakalım. Acaba o hareket ediyor mu, yoksa etmiyor mu! Akrep az önce A'da idi, fakat yine A'da; az önce B'de idi, fakat yine B'de ve aynı şekilde C'de. Öyleyse durumda herhangi bir değişiklik yok. Peki, durumunda bir değişiklik olmayan bir şeyin hareket ettiği söylenebilir mi! Hayır! Öyleyse, akrebi sonsuz hıza erişince, bu saatin durduğu söylenebilir. Eğer onda hareket yoksa, artık zaman da yoktur. Çünkü hareket olmadan zaman da olmaz. (...) Akrebin hızının daha da artıp sonsuz ötesine eriştiğini düşünelim. Sonsuz hız, akrebi eş zamanlı olarak üç farklı yerde birden var kılabiliyor ve saati durduruyordu. Daha yüksek hız ise, durmaktan da öte bir şeyi, karşı hareketi meydana getirir. Bu durumda saatin ibresi ters yönde dönmeye başlar ve benim ulaşmak istediğim karşı hareket meydana gelir. Böylece zaman tersine akmaya başlar..."


Not: Kitapta Rendekâr adıyla anılan filozof, Rene Descartes'tır. Kitapta "Zagon Üzerine Öttürmeler" adıyla Kubelik'in çevirdiği kitap da Descartes'ın "Yöntem Üzerine Konuşmalar" isimli eseridir -ki bu eser Arap İhsan'ı ölümden korumuştur! Arap İhsan'ın yıllar önce öldüğünüyse kitabın 129. sayfasında öğreniyoruz: "...Bünyamin'e bu adamın Gülletopuk adında bir kabadayı olduğunu, ancak sonradan delirdiğini ve yıllar önce ölen Arap İhsan nam kabadayının yaşadığına inanıp hır çıkarmak için onu köşe bucak aradığını anlattı. Gelgelelim şarap kendisini çarptığı için, delikanlı son söylenenleri anlayamadı." Tabii bunu daha sonra kitabın sonunda Uzun İhsan Efendi de söyleyecek: "Ama gördüğün ve işittiğin ne varsa, hepsinin, şu zavallı babanın zihnindeki düşlerden ibaret olduğuna inan! Yine de birkaç şey bunun dışında tabii. Büyük dayın Arap İhsan, o muhteşem külhani, boşluğu ve karanlığı okuyan benim gibi bir korkağın, adım bile atmaya çekindiği gerçek dünyanın haritalarını çizen biriydi. Yıllar önce öldü, ama kahkahası hâlâ çınlıyor ve düşü zihnimde hâlâ yaşıyor. Onu neden mi düşledim! Belki de senin, biricik oğlumun onu tanımasını istedim, o kadar."

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar - İletişim Yayınları - 238 s.

Haziran 2007
» Devamını okumak için tıklayın

Kitaphaber.net Eleştirdi

BİR KEZ DAHA HİKAYEYE İNANMAK / HARİKULADE MASALLAR ATLASI

Yazan: GÖNÜL YONAR UTKU
Yazı Kaynağı: Edebistan.com


Yazınsal türlerin içiçe geçmiş yapısının yadırganmadığı günümüzde yerele vurgu yapan ve bunu evrensel bir dil üzerinden gerçekleştiren yapıtlar çoğalmaya başladı. Doğu dünyasınınbitip tükenmez masal mirasının izleri yeni yeni sürülüyor ve kayıp hazine sandığından, her dokunana binlerce anlatı bulaşıyor. Büyülü bir dünyanın kapıları yeni kurmacalarla tam bir şölene dönüşerek açılıyor. Bu, bir yönüyle, modern biçemin geleneksel içeriklerle yeniden yorumlanmasıdır.

Bu şölene bizi davet edecek bir bilet var elimizde. 238 sayfalık, kurmaca içinde kurmacayla, düş, gerçek, rüya, hayal kavramlarına yolculuğa çıkacağımız bu bilet bizi, yüzyıllar boyunca kenara itip görmezden geldiğimiz, 'kocakarı masalları' diye küçümseyip dışladığımız o gizemli, muhteşem ve bitimsiz dünyaya yolculuğa çıkarıyor.

» Devamını okumak için tıklayın

Gösterim: 795 | 238 Sayfa | ISBN: 9789754704723 | Basım Yılı: 1999 | Stok No: 36222
Stok Miktarı: 0 | Büyük Resim
İhsan Oktay Anar ismine kayıtlı en yeni 5 eser.
Kitab-ül Hiyel - İhsan Oktay Anar Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar Amat - İhsan Oktay Anar Suskunlar - İhsan Oktay Anar Efrasiyab'ın Hikayeleri - İhsan Oktay Anar
İletişim Yayınları yayıncı ismine kayıtlı en yeni 6 eser.
»» Aklın Zaferi, A. Baudart;a. Philonenko;b. Bourgeois;f. Farago;françois Dagognet;j. Russ;jacques D'hondt;s. Goyard-
»» "altın Nesil"in Peşinde, Yavuz Çobanoğlu
»» Japon Modernleşmesi Ve Osmanlı, Selçuk Esenbel
»» Korku Siyaseti Ve Siyaset Korkusu, Halis Çetin
»» Eylemden Öğrenmek, Nuray Türkmen
»» Vathek, William Beckford
Günümüz Roman kategorisine kayıtlı en yeni 10 eser.
»» Yaşamına Kankayız, Ahmet Güzel
»» Rakkas Masalı, Hüseyin Erdal Yalt
»» Yüreğinizde Hâlâ Işık Varsa, Zeki Nurçin
»» Varzebau Rüzgarları, Zeki Nurçin
»» Kezo Ve Kızılağaçlar, Zeki Nurçin
»» Cesaretini Bana Bırak Ve Git, Zeki Nurçin
»» Çark, Mehmet Mollaosmanoğlu
»» Aşk Kimin Mektubu?, Meltem Sancaktaroğlu
»» Perina, Naşide Gökbudak
»» Şeytan Çıktı, Güner Arslan



Bu kitap hakkında yorum yazmak için lütfen TIKLAYINIZ...
Yorumlarlar, editör tarafından onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır.

 
Ankaralı Dört Hanım
Apartman Haikuları
İslam Ve Sınıfsal Yapı
İmamlar Ve Sultanlar
Yazılamamış Destanlar
Hakan Albayrak Kitabı
La
Durağlama Gözlerim
Filistin
Neyi Kaybettiğini Hatırla
İman
Gözüm Kahverengi Suyu
Nur Derslerine Giriş
Bir Şehrin Ruhu: Erzurum
Su Üstüne Yazı Yazmak / Cep Boy
Fîhi Mâ Fîh
Ceviz Ağacına Kar Yağdı
15 Dakikada Japonca
Kitabım Çıktı Alınmayın
Gözgü
Sanatın Sonundan Sonra
Fetih Ve Fatih
Çocuklarımıza Din Kitabı
Ve Sen Kuş Olur Gidersin...
Anne Üşürüm Yokluğunda
Nasıl Bir Diyalog?
Puslu Kıtalar Atlası
Zorunlu Eğitime Hayır
Namazla Yeniden Doğdum
Bir Delinin Anıları

Bilinçli İş Yapma Sanatı
Japon Sarayı
Meryem'in Biricik Hayatı
Ve Mikado
Aynalar Koridorunda Aşk
Memleket Hikâyeleri
Başvekilim Adnan Menderes
Fars Mitoloji Sözlüğü
Yirmi Kur'a Nafıa Askerleri
Kurani Hayat Dergisi 1.sayı Temmuz-ağustos 2008
Bir Değirmendir Bu Dünya
Kuduz Aşısı
Kalemle Öğreten Adına
Havaalanında Bir Hafta
İyi Geceler Tatlı Prens
Ben Ve Savunma Mekanizmaları
Fuzuli'nin Poetikası
İslam Hukukunda Zina Ve Recm
Modernizm Ve Postmodernizm
Roland Barthes
Bütün Masallar, Bütün Öyküler
Batı Uygarlığının Krizi
Harem
Uzaktaki Yakın Ülke Pakistan
Gül Üstüne
Cool Anılar V
Senelerce Senelerce Evveldi
Eğitici Cep Kitabı
Anılar
Osmanlı Mirası
Hz Muhammedin Hayatı

Yangın Merdiveni Kaçış Hikayeleri
Hasretinden Prangalar Eskittim
Günü Hz. Muhammed Gibi Yaşamak
Runa Simi
Kuran Açısından Evrim Teorisi
Galata'dan
Türkiye Filistin Hattı
Değişen Dünyada Bir Sanatçı
Çin Ve Japon Mitolojisi
İçinizdeki Öküze Oha Deyin!
Vahyi Hayata Taşımak
Medya Senfoni
İkiye Bölünen Vikont
Siz Adamı Ölmekten Güldürürsünüz
Televizyonları Bozulan Şehir
İbn Haldun
Aynalar
Bozkırın Sırrı
Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı

''her Şeyin Sonundayım''
Dünya-tarihinin Sınırında Tarih
Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti
İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı
Üç Köpük
Psikoloji Ve Din
Türkiyede İslamcılığın Kökleri
Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye
Sabra Davet Eden Hakikat
Başlangıçlar-niyet Ve Yönetim
Stalinizm
Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır?
İkinci Cumhuriyetin Yol Hikayesi
Sarıkamış
Apoletli Medya
Bir Şey Oldu
Kur'an-ın Sünni Ve Şii Yorumu
Hayatın Yeniden İnşası İçin
Çocukluk Çağının Sıcağında
Vahyin Penceresinden (20 Vcd)
Aile Reisinin Kati Devrilişi
Portakal, Turta Bir De Kirpi
Bir Umudun İnşası Hicaz Demiryolu
Leyla İle Mecnun
Hamas
Dine Karşı Din
Edebiyatımızda Müstear İsimler
Tavsiyeler 1
Son Düzlük
Kulluk Bilinci
Amak-ı Hayal
İsmet Özel: Şiire Damıtılmış Hayat
Kapıları Açmak
Suskunlar
Müzikal Nakışlar
Hayat Kitabı Kur'an
Kelimeler
Türkiyede İslamcılık Ve Özleştiri
Hayat Kitabı Kur'an
Çavdar Tarlasında Çocuklar
Ölü Evinden Anılar
Samanyolunda Ziyafet
Batı Ve Japon İşletme Yönetimi
Ulysses Sözlüğü
Sanat A.ş.
Yılan Kayası
Çocuğum Nasıl Daha Zeki Olur?
Tavsiyeler 2
20. Yüzyıl Felsefe Tarihi
Amerikan Köpekleri
Sonsuz Uzun Ölüm
Amazonlar Ve Anaerkinin Çığlığı
İşte Gidiyorum
Konsolosun Köpeği
Seni Dinleyen Biri
Varoluş Felsefesi - Hareket Felsefesi
Bilinçli Bebek
Odamda Seyahat Odamda Gece Seferi
Fatma Aliye: Uzak Ülke
Şeyhülislam Şairler
Elitler Ve Din
Garanti Karantina
Çirkinliğin Tarihi
Ağır Misafir

İkna Odası
Direniş Öyküleri

Türkçe Meselesi
Din, Kent Ve Cemaat
Hz. Peygamber'in Giyim-kuşamı - Mutfağı
İki Darbe Arasında
Türk Edebiyatında Siyasi Rüyalar
İtalya
Güneşimin Önünden Çekil
Japon Yönetim Sanatı
Kur'an-ı Kerim Açısından İman Amel İlişkisi
Güzellik Uykusu

Ramazan Yazıları
İslam Kadın Ansiklopedisi (2 Cilt)
Başımıza Gelenler
Kuranın Yarattığı Mucize Devrimler
Mevlana İle Bir Ömür
İslami Hareketler Ve Kıyamlar Tarihi
Nebevi Eğitim Modeli Darü'l Erkam
Fotoğraf İdeolojisi
Kavram Sözlüğü 2
Tasavvuf İlmine Dair Kuşeyrî Risalesi
Hüsrev Hatemi Kitabı
Allah'ın Emri Zaid -plus Peygamberin Kavli
Tarih Düşüncesi 1
Bir Yaradan Kurşun Çıkarır Gibi
Kurani Hayat Dergisi 4.sayı Ocak-şubat 2009







Sipariş Takibi
Sipariş Numarası
veya Eposta Adresiniz
İçerik Ortaklarımız
Kitaphaber.com.tr
Site Uygulama
Kibo.com.tr
Sabri ÜNAL
Kredi Kartı Bilgileriniz 128 Bit GeoTrust Equifax SSL sertifikası ile korunmaktadır.
Sitemizde bellibaşlı tüm kredi kartlarıyla, üye olma zorunluluğu olmadan alışveriş yapabilirsiniz.
ADIM YAYIN DAĞITIM - FATMA SULTAN MH. KAHHALBAĞI SK. NO: 31/A TOPKAPI - İSTANBUL

YENİ TELEFONUMUZ: (0212) 524 7 524
E-Posta : bilgi@kidap.com.tr

kidap.com.tr © Adım İletişim Hizm. ve Prod. Ltd. Şti'nin Tescilli Markasıdır.
 SÜS: 0,0685 sayine.  USG: 1,5 MB.

Kredi Kartı Bilgileriniz
128 Bit GeoTrust Equifax
SSL
ile korunmaktadır.