Şiirler; Sebeb Ey, Risaleler, Gelecek Zaman Risalesi - Erdem Beyazıt - %25 İskonto - İz Yayıncılık | kidap.com.tr • Sanal Dünyadaki Kitapçınız
Ana Sayfa

E-posta
Şifre
Parolamı Unuttum
Yeni Üyelik

İnceledikleriniz
Dağarcık
Oğlumu Yetiştiriyorum
Bilinç Serisi Seti (20 Kitap)
Kırmızı Minare
Şiirler

İçerik Ortaklarımız
Kitaphaber.net
Kibo.com.tr
Mentis.com.tr

Çok Satanlar
 Çöl-deniz
 Hz. İnsan
  Kayıp Gül
 Açlık Oyunları
 Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2

Yeni Çıkanlar
 Sermaye Ve Dil
 Şeytan Geçti
 Ölümün Kimyası
 Üç Rus Ve Üç İngilizin Güney Afrika Serüvenleri
 Memleket Hikâyeleri
 Kuranın Yarattığı Mucize Devrimler
 Osmanlı'da Eğitimin Modernlemesi (1839-1908)
 Ergenekon
 Der Islam Im 3. Jahrtausend Eine Religion Aufbruch
 Büyülü Gözlüğümü Çıkarınca

 
     Detaylı Arama

Ana sayfa Ana Sayfaİz YayıncılıkErdem Beyazıt

Şiirler; Sebeb Ey, Risaleler, Gelecek Zaman Risalesi - Erdem Beyazıt
Resmi Büyüt
Şiirler
Sebeb Ey, Risaleler, Gelecek Zaman Risalesi


Liste Fiyatı : 10.00 TL

İndirimli Fiyatı : 7.50 TL
(%8 Kdv Dahil)

İndirim Oranı : 25% 3 Gün içinde Kargo'ya teslim

ÖLÜMÜ HAYATA DÖNDÜREN ŞAİR: ERDEM BAYAZIT

Yazan: Betül Tekin

Ölüm, ontolojik açıdan hayatın sonlanması, kaçınılmaz olan ve insanlığın başlangıcından beridir önüne geçilememiş bir gerçeklik. Yaşama atılan ilk adımla, kendisiyle beraberliği peşinen kabul ettiğimiz mutlak son, çünkü " Doğar doğmaz ölmeye başlıyoruz." Bu denli ölümle birliktelik hissi, onunla mücadele arzusunu da beraberinde getirmiş, eski çağlardan beri ölümsüzlük için formüller araştırılmış ve daha uzun yaşamanın yolları sınanmıştır. Ancak içinde bulunduğumuz post modern çağda dahi, her türlü gelişmeye imza atan insanoğlu, ölüme henüz bir çare bulabilmiş değil.

İnsanı bu denli tedirgin kılan aslında ölümü bilinç sahasında en yoğun şekilde idrak edebilmesi ile ilgili. Çünkü ölümü bilerek yaşayan tek varlık olan insan, kaçınılmaz sona doğru her saniye ilerlemekte:

"Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum."


Ölüm, bilim ve sanatın hemen her sahasında kendisine bir ifade alanı açmış ve insanların onu idrak kabiliyeti ölçüsünde belirli söylemlere kavuşmuştur. Özellikle içinde bulunulan medeniyetin izlerini taşıması açısından farklı dile gelişler önemlidir. Osmanlı ve divan edebiyatı geleneğinin ardından, özellikle Cumhuriyet Türkiyesi'nde edebiyatın ve özelde şiirin kaynakları ve görüntüleri farklılık göstermiştir. Modernleşmenin, yalnızlık ve bireyselleşme ile kendini belirgin kılması, ölümün daha ürkütücü ve korku verici yanını gündeme taşımıştır: "Hadi tut elimden gök gibi ölü kadar yalnızım." mısrası ile bu, şair tarafından da ifadesini bulmaktadır.

Her kalem, kendisini tutan elin düşünce ve gönül dünyasını yansıtmaktadır. Öyle ki bir şairin ya da yazarın dünyaya bakışını, hayat felsefesini ve idrak çerçevesini yazdıklarını okuyarak rahatlıkla anlayabiliriz. Kendi edebiyat dünyamızda da millî-manevi değerler ekseninde duruş sergileyen ya da Batı etkisini belirgin şekilde yansıtan yazarlarımız bunun bir göstergesidir. Bu noktada önem arz edilen şey, ele alınan konuların da dünya görüşlerinden etkileniyor ve yazarına göre yeniden forma giriyor oluşudur.

Ölüm gibi hassas bir konunun, kendisini yazan kalemle kurduğu iletişim ise oldukça önemlidir. Tüm yazın alanı için dikkate değer olan bu durum, kelamın sihre büründüğü şiir söz konusu olunca önemini artırmaktadır. Çünkü şair, özünde taşıdığı ölüm çekirdeğinin filizlerini şiirine yansıtma şekline göre, ya ölümü öldürecek ya da ona yeni bir hayat sunacaktır.

Ölüm olgusunun ve şiirin çakıştığı noktada, dönemi itibari ile Erdem Bayazıt, millî ' manevi değerlerin etkisi ile kaleme aldığı çalışmalarında; modern zamanların, ölümle arasına kalın perdeler çekmeye çalışan ve 'o yokmuş' gibi davranan insanına, büyük bir ustalıkla ölümü anlatmış ve tanıtmıştır. Kendi ölümünü yazan felsefeci Beşir Fuat ve "Sessiz Gemi" şiiri ile ölüme romantik bir açılım getiren Y. K. Beyatlı arasında önemli bir çizgide duran Bayazıt, ölümün intihara dönük yüzü ile mistik bir hüzne bürünen yanı arasındaki dengeyi sağlamıştır. Bunu, ölümü güzellemeden öte, onun ne kadar bizde ve bizden olduğunu okuruna hissettirmekle gerçekleştirmiştir.

Bayazıt'ın şiirlerinde ölüm, yeni bir kimliğe kavuşmuş; "Ölmeden önce ölünüz." düsturundaki anlam örgüsüne ve manevi arka plâna yeni açılımlarla ulaşmıştır. Şair, bu bağlamda ölümü, en yakın muhatap olan insanoğlundan başlayarak nesneler dünyasındaki izlerine değin çeşitlemiş ve bir manada ölümün anlam haritasını çizmiştir.

Ölümün sularında, Erdem Bayazıt şiirleri ile gezinerek bu ifadeleri bizzat gözlemlemek mümkün. Şairin "Önsöz" şiiri ile son söz olan ölüme yaptığı gönderme, başlığı takip eden mısralarla birlikte ölümle baş başa olma halinin mutlaklığını sergilemekte ve bizleri ölümün kıyılarında yapacağımız gezintiye davet etmekte:

"Damla damla oluşuyor hayat
Ölüm kımıl kımıl
Duymak kolay
Anlatmak değil"


Bir damla sudan varlığa bürünen hayat, can çekişme şeklinde görünür kılınan ölümle varlığından soyunuyor. Nasıllığı, seyredene aşikâr olmayan ölüm, anlatılması sadece bir denemeden öteye geçmeyen 'Öteki 'nin tecrübesi olmaya devam ediyor. Çünkü anlatılmayan yaşanan bir hakikat ölüm. Ve aslında insanın, doğduğu andan itibaren ölmeye başlayan bir varlık olduğu:

"Her an
Farkındayım
Az az öldüğümün."


Mısraları ile şair sözünde ifadesini buluyor. Anlamın ve birçok cümle ile anlatılmaya çalışılan bilgilerin, Bayazıt tarafından gerçek anlamda şiirleştirildiğini göstermekte bu özlü ama derin ifadeler.

"Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün


Ölümle tanıştıktan sonra anladım
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın"


Şair "Son söz" ünde yer alan 'Öldün, bir daha ölmeyeceksin.' Dizeleri ile anlamın şiirler arası geçişlerde de bütünleneceğine dair bir ipucu veriyor okuruna. Ayrıca bu hayatın da önsöz ve sonsöz arasında yaşanan bir öykü olduğu kanaatimizi güçlendiriyor.

Ölümle ilişkisi bilinç düzeyindeki tek varlık olan insan, doğduğu andan itibaren ölümle nişanını takmıştır. Bayazıt, "Kendi ölümüme ait bir deneme" şiirinde, fikir dünyasında ölümün ne şekilde konumlandığını en açık şekilde göstermektedir. Ölüm onun için "uykudan uyanma", "sarhoşluktan ayılma" gibi bir anlamı içinde barındıran oruçluluk halinden sıyrılmadır:

"Biliyorum yaklaşıyoruz her an
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına."


Ölümün, bir ibadet olan oruçla bu denli özdeş tutulması, ötenin varlığını kabul eden kimselerce, ölümün nasıl algılanması gerektiğinin de bir örneğini sunmaktadır. Ayrıca varlığı (canı- nefsi ) korumanın dahi ibadetle eşdeğer tutulduğu bir inanç örgüsünün içerisinde ölüm, olması gereken yerde, kutsala en yakın noktada durmaktadır ki bu, bir iftarlık mesafedir.

Ölümün varlığı, insanı tek başına meşgul etmemektedir elbette. Ölümle birlikte, onu bizimle buluşturan Azrail; ölümle zorunlu hale gelen cenaze törenleri; ölün/mün ardından tutulan yaslar; yas tutmak ile özdeşleşen kıyafetler ve renkler de hayattaki yerini, ölümün hemen yanında almaktadır. Şair ölüme karşı duyarlılığını, ölümün simgeleri açısından da sürdürmüş ve bu saydığımız öğelere yeni açılımlar getirmiştir:

"Ve ölüm
Bir güvercin
Beyaz
Süzülen masmavi gökten
Berrak sulara."


"Ölüm bir melek elinde gelir
Ve öper usulca çocuk yüzleri"


Azrail can almaktadır ancak özünde bir melektir. Bu bağlamda öteden gelen en son haberin ulaklığını yapmakta, beyaz bir güvercin olmaktadır. Her ne kadar acı ile ölüm ikiz gibi dursalar da çocuk saflığını koruyan bir kalbin üzerinde, bir buse gibi duracaktır ölümün acıya evirilen yüzü.

İnsanla anlam bulan ölüm yine insanî olan ile ifade edilmiştir çok zaman. Mersiyeler, naatlar, ağıtlar hep ölümün ardından dile düşenlerdir. Şair kaleminde bu:

"Ölümden bir işaret var her şeyde
Ölümün sesini duyuyorum şarkılarda türkülerde"


Dizeleriyle hayat bulmuştur. Öyle ki ölüm, nefes almak kadar hayatın içinde ve bir menzil kadar hayatın ötesindedir. Ölüm durmakta, yansımakta ancak hayat ölümlerin arasında bütün hızıyla akmaktadır. Beyazıt, yaşamın karışık örgüsünü, ötenin girizgâhlığı ile çözmüş bir şair olarak, bizi farkında olmanın sularında gezdirmektedir bu ve benzeri dizeleriyle. Onun öte ile kurduğu sağduyulu ilişki, okuruna da ölüme dair var olan endişelerin dozunun azalacağı yönünde bir güven sunmaktadır.

Yaşamak derin bir uyku, ölüm de o uykudan uyanmak ise ve yaşamak oyalanmak, ölüm gerçekle tanışmak ise, şair tam da bu noktada bam teline dokunmuştur:

"Ey durup durup dalgalanan kalbim
Yorulup yorulup durulduğun gün
Gerçek yorumu bulabilirsin"


Evirilip- çevrilen anlamı ile kalp, hakikatin yansıdığı, açığa çıktığı en önemli delil olarak sunulmuştur. Kalp aynı zamanda hayat ile ölümün ince çizgisini de sunmaktadır. Yaşamın bitmesi ile onun durması eş zamanlıdır çünkü. Bayazıt, bu anlamda girdiği birçok halden azat olan ve hakiki boyuta taşınan kalbin, tüm arayışların cevabına da kavuşacağını ve artık ötede /gerçek âlemde yorumların, manaların aslına ulaşılacağını dile getirmektedir.

Beden ve ruhu ile bir bütün olan insan, aslında en mütemmim haline ölümle ulaşmaktadır. Çünkü ölmek var olmanın ispatıdır ve "ancak yaşayanlar ölebilir."

Ölüm, her ne kadar yaşayanlara verilmiş bir armağan gibi görünse de varlık âleminde bir şekilde kalıba girmiş her şey, bir çeşit ölüm ile yüzleşmektedir. Erdem Bayazıt şiirlerinde bunu canlı bir şekilde gözlemlemek mümkün. Ölüm konusunda da merceğini, kendinden başlayarak insana ve mahlûkata çeviren şair; nesneler ve kâinat gibi, varlığın diğer alanlarına da duyarsız kalmamıştır:

Mahlûkta devinen
Gürül gürül bir ırmaktır ölüm


İnsan ve onun dışındaki yaratılmışlar kadar, insan tarafından imal edilmişlerin de bir ölümü vardır. Çünkü onlar yaratılmış olan maddenin kendisi ile varlığa büründürülmüşler, biçimlendirilmişlerdir. Öteye dâhil olandan izler taşımaktadırlar kısacası. Şeyler yani ki eşya da ölüme namzet bir öz taşımaktadır derununda. Şair sözüyle:

"Ürpertir tabiat üfleyince rüzgârı derin gök soluğu
Ulu ses dokununca çarka
Düşer ölümün gölgesi eşyaya.
Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden
Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden
Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini."


Bu bağlamda canlı olan ile olmayan arasında yaşam ve ölüm açısından fark, abartılı görünümünden sıyrılıp, ölümün insana aslında yalnızlık değil ikinci bir kalabalıklaşma hali sunduğu yönündeki kanaat, okunan mısralarla pekişmektedir.

Ölüm nesneler dünyasından daha da öteye, zamana dahi bulaşmış bir haldir ki bu;

"Bilincindeyim doğan ayın
Eriyen karın, akan suyun
Ve usul usul tükenen zamanın
Tekrarlayıp duruyor saat
Vakit de mahlûktur
Vakit de mahlûktur."


Dizeleri ile ispatı sabitlenmiş bir görünüm kazanır Beyazıt'ın kaleminde.

Ve insanları, diğer mahlûkatı, nesneleri içinde taşıyan şehirler de ölümle yüz yüzedir. Ayrıca küçük bir köy haline gelen dünya dahi kıyametle ölüme namzet ise, şehirlerin ölümü şaşırtıcı olmamalıdır. Şair diliyle:

"Şehir bir mahşer gibi içimizde ölür."

"Altımızda kayan bu ölü şehri durdursana"

Tabiî ki bu ölüm, şehri şehir yapan öz niteliklerin yok olması ile ilişkilidir. Çünkü bir şehri şehir yapan insandır ve insanların benliklerindeki dejenerasyonlar şehrin ruhunda geri dönüşü mümkün olmayan izler bırakır. Bir başka şiirindeki dizelerde bunu daha açık ve daha detaylı görebilmekteyiz:

"Belli bir bozgun yaşamışız
Her şeye ölüm dadanmış sanki
Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar
Erkekler ki savaşmayı tümden unutmuşlar
Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar"


Şairin üzerinde durduğu satır arası nokta, varlığın ölümünün doğallığı ile kabul edilebilir oluşunun yanında; ruhun ölümle yüzleşmesinin acısıdır. Şehrin ruhu değerlerdir tıpkı medeniyetlerin ruhunun değerler olduğu gibi. Ve şair, ruhun yitiminin insanın bedenini kaybetmesinden daha ağır bedeller ödettiğini fark ettirme çabasındadır.

Sayfalarca verdiğimiz örnekleri çoğaltmak mümkündür Erdem Bayazıt şiirindeki ince ve nazik ölüm imgesinin yankılarını gösterebilmek için. Ancak sadece kelime olarak bulunan ve okunabilenlerle sınırlı tutulması haksızlık olacaktır bu değerli kaleme. Satırlar kadar satır araları da ölümle yaşamın ince çizgisini okumaya 'anlamaya davet etmektedir bizleri.

Bayazıt şiirinin genelinde hissettiğimiz bitmeyecek şiir tadı, ölüm konulu ve ölüm kokulu şiirlerinde de oldukça hissedilir. Ancak onu okudukça ölüme sırt dönmüyor aksine ölümle yakınlaşıyor ve ondan korkmak yerine hayatımıza yakınlığını kabullenerek ölüme selam ediyoruz.

Ve ölüm var oldukça şiir de hep var olacak ve yine şairler en güzel kelimelerle dimdik duracaklar ölümün karşısında. Ancak onlar içinde, ölümü hayata döndüren şairlerin yeri de her daim ayrı olacak tıpkı Erdem Bayazıt gibi. Değil mi ki:

"Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm"


Yediiklim Dergisi Şubat/Mart 2008 'Erdem Bayazıt Özel Sayısı

Yazı Hazırlık: Kitaphaber.net

Yazın: Yunus Emre Tozal
Yazı Kaynağı: tenkafesi.com

Ölümle Arkadaşlık Yapıp Hicret Eden Şair: Erdem Beyazıt


"Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm! "

Salt Batı eksenli fikirlerin, özenti akımların, kendi tarihinden, kültüründen utanılacak bir durummuş gibi söz eden tavırların arasında bir ışık huzmesiydi Üstad Erdem Beyazıt. Nuri Pakdil'in Biat kitabında söylediği şu sözler, Erdem Beyazıt'ın düşünce dünyamızdaki yerini belirtiyordu: "1969'da M. Akif, Rasim Özdenören, Erdem Beyazıt'la birlikte Edebiyat dergisini çıkarmaya karar verdiğimizde, bizi bu girişime zorlayan etken aslında tekti: Ülkü olarak Batıcılığı seçmediğimizi, yalnızca yerli düşünceye ve bunun tüm değer yargılarına bağlı olduğumuzu söylemek." Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Akif İnan, Alâeddin Özdenören gibi medeniyet inşasına katkıda bulunan, yazılarıyla, şiirleriyle aşkı, sevgiyi, muhabbeti, gerektiğinde ise kavgayı yazmış olan üstadlardan biridir Erdem Beyazıt.

Modernleşme sürecinde hem sosyal hem kültürel ilerlemelerin sonucuna bağlı olarak, edebiyatta da gelişmelerin, yeni akımların yaşandığı bir ortamda tavırlı duruşunu bozmayan, dinî duyarlılığı ile hakikat ateşini yakan kibriti arar Erdem Beyazıt şiiri. Şiirlerini okuyan, yolundan giden her okurunun yüreğinde o kibriti tutuşturacak cesareti, özgüveni ve kararlığı aşılayan dik duruşun sembolüdür Erdem Beyazıt.

Bir yaşam biçimidir Erdem Beyazıt'ın 'Sebep Ey'i. Schopenhauer'in şiirden beklenilen açısından şu sözleri, Erdem Beyazıt'ın şiirleri ve takındığı tavrı hakkında bizlere ipuçları verir: "Şair, düş gücünün önüne hayatın, insan karakterlerinin ve durumlarının tablolarını getirir, hepsini canlandırır ve ardından herkesi düşünsel melekeleri elverdiğince bu tablolar üzerine düşünmesi için bırakır." Kendi öz değerine yabancılaştırılan bir neslin kavgasını ve mücadelesini veren Erdem Beyazıt, Jdanov'un deyimiyle olayların peşinde sürüklenip gitmez, halkın en ön safında yürüyerek gidilecek / varılacak yolu aydınlatır. Özellikle kimlik arayışında her daim diridir Sebep Ey; medeniyet toprağında filizlenecek tohumlara yağmur olur yağar, susuzluğunu giderir ümmetin, toprak olur kökünden besler yürekleri... Kaşgar Dergisi'nde yayımlanan bir söyleşi de şiirini ümmetin dirilişine oturttuğunu şu sözlerle dile getirmiştir: "İlle bir şiir felsefesi söz konusu olursa bu Sezai Karakoç'un tanımladığı Diriliş kavramı çerçevesinde aranabilir. Medeniyetler arası muhasebe konusunda Büyük Doğu ve Diriliş mekteplerinin mütevazı bir işçisi olmaya çalıştım."

Hakikati temel alıp hayat felsefesini ortaya koymaya çabalayan, düşünsel eylemiyle modernizmin şehir algısını,
"Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme
Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar
Gidip gelmelerim bu dar sokaklarda
İnsanların koşup dolduğu bu dar yapılarda
Bir kısır döngüye girmek için bütün çabalar
Biz bunun için mi geldik"
dizeleriyle dile getiren Üstad, göstergebilim çözümlemeleriyle, hedonizme karşı duran kimliğiyle bir öncüdür. Lokomotiftir; kalabalıklar içerisinde yaşanılan yalnızlıkları diriliş ateşinde Hıra'ya davet eder. Her geçen gün daha çok bağlandığımız dünyaya, kimliğimizi unuttuğumuz şehre, modern olana karşı vagonları hakikatin ışığına, hayat veren gün ışığına götürmedeki sorumluluğu üstlenir Erdem Beyazıt.

Sorumlu kıldığı kişiliğiyle toplumu uyaran, her daim 'emr-i bil maruf nehyi anil münker' için kendi kendisini sorgulayan, düşünsel eylemiyle modernizme olması gereken noktadan bakan ve bizlere gösteren bir yapısı vardır Üstadın. Bu yüzden heyecanlıdır, aktiftir, duyarlıdır. Hiçbir haksızlığa tahammülü yoktur. Mustafa İslâmoğlu'nun tabiriyle 'aktif iyi' olup, pasif iyilerin yattıkları yerden kalkması için gerektiğinde naralar atar Erdem Beyazıt:
"Gamdan dağlar kurmalıyım
Kayaları kelimeler olan
Kırk ikindi saymalıyım
Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma
Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından
Baştan ayağı ıslanmalıyım
Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım"

Ölümle arkadaşlık kurmuş, ölümden ötesini düşünerek ve düşündürerek yaşamıştır. Rasim Özdenören Erdem Beyazıt için "Erdem Beyazıt, çağlardan beri sürüp gelen Müslümanın yaşam trajedisini anlatmak ister" sözleriyle Üstadın diriliş tohumu olduğunu ifade eder. Sezai Karakoç'da Erdem Beyazıt'ın 'diriliş şairi' olduğunu belirtmiştir: "Edebiyatın direnişine katkıda bulunan bir şairdir, yabancılaşmaya karşı gösterilen direnişin şairidir... Dostoyevski'nin 'Karamazov Kardeşler'deki 'Alyoşa'ya benzer."

Erdem Bayazıt, kaleme aldığı "Aşk", "Tabiat" ve "Savaş" risalelerinin üzerine bir de son olarak "Üsküdar Risalesi" yazarak, Üsküdar'ı anlatmak istediğini belirtmişti. Merhum şair, yazmayı hedeflediği ancak ömrünün vefa etmediği "Üsküdar Risalesi" ile ilgili şunları kaydetmişti: "Sağlığım iyi olursa bir de Üsküdar Risalesi yazmak istiyorum. Bizim itikadımıza göre Kudüs, Üsküdar'dan başlar. Osmanlı döneminde seferler Avrupa'ya bile olsa Üsküdar'dan başlardı. Kudüs'e giden yollar mutlaka Üsküdar'dan geçer. Bunları işleyebilirsek orada yaşayan halkı, tekkeleri, ezanları anlatabilirsek işte o zaman Üsküdar Risalesi olacak."

Üstad bir dava ve fikir adamı. Mefkûresinin; hakikatin peşinde koşan, ölümüne inanmış bir halde ölüme koşarak karanlıkları aydınlatan bir yapısı vardır. Sabırla yoğrularak, savaşla mücadele ederek zafere ulaşır Erdem Beyazıt:
"Dallar meyveye dursun toprak tohuma dursun
İnsan barışa dursun selama dursun zaman
Sabır savaş zafer. Adım: MÜSLÜMAN"

Hüseyin Su, şu sözleriyle Üstadı hem şair olarak hem fikir adamı olarak tanımlar: "Düşünsel ve siyasal vurgusunu üzerinde bir yük olarak taşımayan, bu iki vurguyla birlikte şiir tabiatının ve şiir sesinin dokusu, tınısı bozulmayan, böylesine bir vurguyu yüklenmekten düşünce, inanç, sanat ve edebiyat adına utanmayan, aksine onurlu, tok sesli ve başı dik bir şiirdir..."

Evet, Erdem Beyazıt Sanat Hayatı'nın 50. Yılında Hakka yürüdü.

Arkasından nasıl bilirdiniz sorusuna hep beraber "iyi bilirdik" diyerek dostları-okurları-öğrencileri ile mahşer gününde şahit olmaya söz verdik.

"Hakkınızı helal ediniz" diye seslenilince "helal olsun" diyen sesler arşa yükseldi.

Umarım o da bizlere emeğini helal eder...
Tüm yazan, çizen, okuyan, yayın yapan insanlarımız üzerinde hakkı vardı. Umarız bu neslin ağabeyi Erdem Ağabey de bizlere hakkını helal eder. Makamı cennet olsun...

Gerçek Hayat, 11 Temmuz 2008

Yazı Hazırlık: Kitaphaber.net

Gösterim: 399 | 206 Sayfa | ISBN: 9789753550208 | Basım Yılı: 2009 | Stok No: 6164
Stok Miktarı: 0 | Büyük Resim
Erdem Beyazıt ismine kayıtlı başka bir eser bulunamadı.
İz Yayıncılık yayıncı ismine kayıtlı en yeni 6 eser.
»» Meslevi Şairler, Ali Enver
»» İrfan Felsefesi, Seyyid Yahya Yesribi
»» Hikmete Yolculuk, Abdullah Şarkavi
»» Kur'an'ın Sünni Ve Şii Yorumu, Mustafa Şentürk
»» Fark Ve Yorum, Recep Alpyağıl
»» Namaz, Rûdânî
Cumhuriyet Ve Günümüz Şiiri kategorisine kayıtlı en yeni 10 eser.
»» Hasret Öteki Adındır Senin, Mehmet Yaşar Genç
»» Giderken Beni Götürüp Kendini Bırakmışsın, Mehmet Özkendirci
»» Yaralı Yürek, Abdullah Küçük
»» İki Kişilik Bir Bilet, A. Eray Kozan
»» Yalnızlar Zarında Düşeş Gelme İhtimali, Emre Akar
»» Gölgeli Umutlar, Yasin Altunbay
»» Ünite Şiirleri, Ferit Ragıp Tunçor
»» Çocukluk Şiirlerim, Cazibe Irmak
»» Türkçede Batı Şiiri, Ali İhsan Kolcu
»» Onlar Dedi-ıı, Gül Karaağaç

Bu kitap hakkında yorum yazmak için lütfen TIKLAYINIZ...
Yorumlarlar, editör tarafından onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır.

 




İlk Alışverişim
Yeni Yorumlar
En Son Baskılar
Siyer Kitapları
Tavsiye Kitaplar
Editör Okumaları
Kur'an Kitaplığı
Siyer Kitaplığı
Hakkımızda
Hesap Bilgileri
Ödeme Bildirim
İletişim Bilgileri
Mesaj Kutusu
Satış Koşulları
Sık Kullanılanlara Ekle





Sipariş Takibi
Sipariş Numarası veya Eposta Adresiniz

Kredi Kartı Bilgileriniz 128 Bit GeoTrust Equifax SSL sertifikası ile korunmaktadır.
Sitemizde bellibaşlı tüm kredi kartlarıyla, üye olma zorunluluğu olmadan alışveriş yapabilirsiniz.

ADIM YAYIN DAĞITIM - FATMA SULTAN MH. KAHHALBAĞI SK. NO: 31/A TOPKAPI - İSTANBUL

İLETİŞİM BİLGİLERİ İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ.
E-Posta : bilgi@kidap.com.tr

kidap.com.tr © Adım İletişim Hizm. ve Prod. Ltd. Şti'nin Tescilli Markasıdır.
 SÜS: 0,0406 sayine.  USG: 1 MB.

Kredi Kartı Bilgileriniz
128 Bit GeoTrust Equifax
SSL
ile korunmaktadır.